Hâkka Sûresi
69. sûre · 52 âyet · 857 benzeşen âyet · Mekkî · nüzul sırası 78
1
ٱلۡحَآقَّةُ
elḥâḳḳah.
'Elbette gerçekleşecek olan' (kıyamet).
Hâkka 1 (69.1) · 11 benzeşen âyet →
2
مَا ٱلۡحَآقَّةُ
me-lḥâḳḳah.
Nedir o 'muhakkak gerçekleşecek olan?'
Hâkka 2 (69.2) · 3 benzeşen âyet →
3
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡحَآقَّةُ
vemâ edrâke me-lḥâḳḳah.
O gerçekleşecek olanı (kıyameti) sana bildiren nedir?
Hâkka 3 (69.3) · 16 benzeşen âyet →
4
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ وَعَادُۢ بِٱلۡقَارِعَةِ
keẕẕebet ŝemûdü ve`âdüm bilḳâri`ah.
Semud ve Ad (toplumları), karia’yı yalan saydılar.
Hâkka 4 (69.4) · 20 benzeşen âyet →
5
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهۡلِكُواْ بِٱلطَّاغِيَةِ
feemmâ ŝemûdü feühlikû biṭṭâgiyeh.
Bu nedenle Semud (halkı), korkunç bir sesle helak edildi.
Hâkka 5 (69.5) · 18 benzeşen âyet →
6
وَأَمَّا عَادٞ فَأُهۡلِكُواْ بِرِيحٖ صَرۡصَرٍ عَاتِيَةٖ
veemmâ `âdün feühlikû birîḥin ṣarṣarin `âtiyeh.
Ad (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler.
Hâkka 6 (69.6) · 15 benzeşen âyet →
7
سَخَّرَهَا عَلَيۡهِمۡ سَبۡعَ لَيَالٖ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومٗاۖ فَتَرَى ٱلۡقَوۡمَ فِيهَا صَرۡعَىٰ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلٍ خَاوِيَةٖ
seḫḫarahâ `aleyhim seb`a leyâliv veŝemâniyete eyyâmin ḥusûmen fetere-lḳavme fîhâ ṣar`â keennehüm a`câzü naḫlin ḫâviyeh.
(Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün.
Hâkka 7 (69.7) · 10 benzeşen âyet →
8
فَهَلۡ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٖ
fehel terâ lehüm mim bâḳiyeh.
Şimdi onlardan hiç arta kalan (bir şey) görüyor musun?
Hâkka 8 (69.8) · 22 benzeşen âyet →
9
وَجَآءَ فِرۡعَوۡنُ وَمَن قَبۡلَهُۥ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتُ بِٱلۡخَاطِئَةِ
vecâe fir`avnü vemen ḳablehû velmü'tefikâtü bilḫâṭieh.
Firavun (kavmi), ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı da hep) o hata ile (tarih sahnesine) geldiler.
Hâkka 9 (69.9) · 22 benzeşen âyet →
10
فَعَصَوۡاْ رَسُولَ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَهُمۡ أَخۡذَةٗ رَّابِيَةً
fe`aṣav rasûle rabbihim feeḫaẕehüm aḫẕeter râbiyetâ.
Böylece Rablerinin elçisine isyan ettiler. Bu yüzden onları, şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı.
Hâkka 10 (69.10) · 20 benzeşen âyet →
11
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلۡمَآءُ حَمَلۡنَٰكُمۡ فِي ٱلۡجَارِيَةِ
innâ lemmâ ṭaga-lmâü ḥamelnâküm fi-lcâriyeh.
Gerçek şu ki, su taştığı zaman, o gemide Biz sizi taşıdık;
Hâkka 11 (69.11) · 14 benzeşen âyet →
12
لِنَجۡعَلَهَا لَكُمۡ تَذۡكِرَةٗ وَتَعِيَهَآ أُذُنٞ وَٰعِيَةٞ
linec`alehâ leküm teẕkiratev vete`iyehâ üẕünüv vâ`iyeh.
Öyle ki, onu sizlere bir ibret (hatırlatma ve öğüt) kılalım. 'Gerçeği belleyip kavrayabilen' kullar da onu belleyip-kavrasın.'
Hâkka 12 (69.12) · 19 benzeşen âyet →
13
فَإِذَا نُفِخَ فِي ٱلصُّورِ نَفۡخَةٞ وَٰحِدَةٞ
feiẕâ nüfiḫa fi-ṣṣûri nefḫatüv vâḥideh.
Artık sur'a tek bir üfürülüşle üfürüleceği.
Hâkka 13 (69.13) · 15 benzeşen âyet →
14
وَحُمِلَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَٱلۡجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةٗ وَٰحِدَةٗ
veḥumileti-l'arḍu velcibâlü fedükketâ dekketev vâḥidetâ.
Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman.
Hâkka 14 (69.14) · 17 benzeşen âyet →
15
فَيَوۡمَئِذٖ وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ
feyevmeiẕiv veḳa`ati-lvâḳi`ah.
İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vukubulmuş (gerçekleşmiş)tur.
Hâkka 15 (69.15) · 5 benzeşen âyet →
16
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِيَ يَوۡمَئِذٖ وَاهِيَةٞ
venşeḳḳati-ssemâü fehiye yevmeiẕiv vâhiyeh.
Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, 'sarkmış-za'fa uğramıştır.'
Hâkka 16 (69.16) · 23 benzeşen âyet →
17
وَٱلۡمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرۡجَآئِهَاۚ وَيَحۡمِلُ عَرۡشَ رَبِّكَ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَئِذٖ ثَمَٰنِيَةٞ
velmelekü `alâ ercâihâ. veyaḥmilü `arşe rabbike fevḳahüm yevmeiẕin ŝemâniyeh.
Melek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır.
Hâkka 17 (69.17) · 27 benzeşen âyet →
18
يَوۡمَئِذٖ تُعۡرَضُونَ لَا تَخۡفَىٰ مِنكُمۡ خَافِيَةٞ
yevmeiẕin tü`raḍûne lâ taḫfâ minküm ḫâfiyeh.
Siz o gün arzolunursunuz; sizden yana hiçbir gizli (şey), gizli kalmaz.
Hâkka 18 (69.18) · 62 benzeşen âyet →
19
فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقۡرَءُواْ كِتَٰبِيَهۡ
feemmâ men ûtiye kitâbehû biyemînihî feyeḳûlü hâümu-ḳraû kitâbiyeh.
Artık kitabı sağ-eline verilen kişi, der ki: "Alın, kitabımı okuyun."
Hâkka 19 (69.19) · 32 benzeşen âyet →
20
إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَٰقٍ حِسَابِيَهۡ
innî żanentü ennî mülâḳin ḥisâbiyeh.
"Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış (anlamış)tım."
Hâkka 20 (69.20) · 16 benzeşen âyet →
21
فَهُوَ فِي عِيشَةٖ رَّاضِيَةٖ
fehüve fî `îşetir râḍiyeh.
Artık o, hoşnut bir yaşama içindedir.
Hâkka 21 (69.21) · 10 benzeşen âyet →
22
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٖ
fî cennetin `âliyeh.
Yüksek bir cennette.
Hâkka 22 (69.22) · 4 benzeşen âyet →
23
قُطُوفُهَا دَانِيَةٞ
ḳuṭûfühâ dâniyeh.
Devşirilecek (meyve ve eşsiz ürün)leri pek yakındır.
Hâkka 23 (69.23) · 4 benzeşen âyet →
24
كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَآ أَسۡلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡأَيَّامِ ٱلۡخَالِيَةِ
külû veşrabû henîem bimâ esleftüm fi-l'eyyâmi-lḫâliyeh.
"Geride kalan günlerde, 'peşin olarak sunduklarınıza karşılık olmak üzere,' afiyetle yiyin ve için."
Hâkka 24 (69.24) · 8 benzeşen âyet →
25
وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي لَمۡ أُوتَ كِتَٰبِيَهۡ
veemmâ men ûtiye kitâbehû bişimâlihî feyeḳûlü yâ leytenî lem ûte kitâbiyeh.
Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: "Bana keşke kitabım verilmeseydi."
Hâkka 25 (69.25) · 12 benzeşen âyet →
26
وَلَمۡ أَدۡرِ مَا حِسَابِيَهۡ
velem edri mâ ḥisâbiyeh.
"Hesabımı hiç bilmeseydim."
Hâkka 26 (69.26) · 16 benzeşen âyet →
27
يَٰلَيۡتَهَا كَانَتِ ٱلۡقَاضِيَةَ
yâ leytehâ kâneti-lḳâḍiyeh.
"Keşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi.
Hâkka 27 (69.27) · 12 benzeşen âyet →
28
مَآ أَغۡنَىٰ عَنِّي مَالِيَهۡۜ
mâ agnâ `annî mâliyeh.
"Malım bana hiçbir yarar sağlayamadı."
Hâkka 28 (69.28) · 15 benzeşen âyet →
29
هَلَكَ عَنِّي سُلۡطَٰنِيَهۡ
heleke `annî sülṭâniyeh.
"Güç ve kudretim yok olup gitti."
Hâkka 29 (69.29) · 7 benzeşen âyet →
30
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
ḫuẕûhü fegullûh.
(Allah buyruk verir:) "Onu tutuklayın, hemen bağlayın."
Hâkka 30 (69.30) · 9 benzeşen âyet →
31
ثُمَّ ٱلۡجَحِيمَ صَلُّوهُ
ŝümme-lceḥîme ṣallûh.
"Sonra çılgın alevlerin içine atın."
Hâkka 31 (69.31) · 29 benzeşen âyet →
32
ثُمَّ فِي سِلۡسِلَةٖ ذَرۡعُهَا سَبۡعُونَ ذِرَاعٗا فَٱسۡلُكُوهُ
ŝümme fî silsiletin ẕer`uhâ seb`ûne ẕirâ`an feslükûh.
"Daha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin."
Hâkka 32 (69.32) · 13 benzeşen âyet →
33
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ ٱلۡعَظِيمِ
innehû kâne lâ yü'minü billâhi-l`ażîm.
"Çünkü, o, büyük olan Allah'a iman etmiyordu."
Hâkka 33 (69.33) · 5 benzeşen âyet →
34
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ
velâ yeḥuḍḍu `alâ ṭa`âmi-lmiskîn.
"Yoksula yemek vermeye destekçi olmazdı."
Hâkka 34 (69.34) · 13 benzeşen âyet →
35
فَلَيۡسَ لَهُ ٱلۡيَوۡمَ هَٰهُنَا حَمِيمٞ
feleyse lehü-lyevme hâhünâ ḥamîm.
"Bundan dolayı bugün, kendisine hiçbir sıcak dost yoktur."
Hâkka 35 (69.35) · 23 benzeşen âyet →
36
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنۡ غِسۡلِينٖ
velâ ṭa`âmün illâ min gislîn.
"İrin ve kan karışımından başka bir yemek yoktur."
Hâkka 36 (69.36) · 12 benzeşen âyet →
37
لَّا يَأۡكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡخَٰطِـُٔونَ
lâ ye'külühû ille-lḫâṭiûn.
"Bunu da, hata edenlerden başkası yemez."
Hâkka 37 (69.37) · 21 benzeşen âyet →
38
فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَا تُبۡصِرُونَ
felâ uḳsimü bimâ tübṣirûn.
Hayır; gördüklerinize yemin ederim,
Hâkka 38 (69.38) · 9 benzeşen âyet →
39
وَمَا لَا تُبۡصِرُونَ
vemâ lâ tübṣirûn.
Görmediklerinize de.
Hâkka 39 (69.39) · 5 benzeşen âyet →
40
إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولٖ كَرِيمٖ
innehû leḳavlü rasûlin kerîm.
Hiç şüphesiz o (Kur'an), şerefli bir elçinin kesin sözüdür.
Hâkka 40 (69.40) · 11 benzeşen âyet →
41
وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَاعِرٖۚ قَلِيلٗا مَّا تُؤۡمِنُونَ
vemâ hüve biḳavli şâ`ir. ḳalîlem mâ tü'minûn.
O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz?
Hâkka 41 (69.41) · 14 benzeşen âyet →
42
وَلَا بِقَوۡلِ كَاهِنٖۚ قَلِيلٗا مَّا تَذَكَّرُونَ
velâ biḳavli kâhin. ḳalîlem mâ teẕekkerûn.
Bir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz?
Hâkka 42 (69.42) · 5 benzeşen âyet →
43
تَنزِيلٞ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.
Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir.
Hâkka 43 (69.43) · 40 benzeşen âyet →
44
وَلَوۡ تَقَوَّلَ عَلَيۡنَا بَعۡضَ ٱلۡأَقَاوِيلِ
velev teḳavvele `aleynâ ba`ḍa-l'eḳâvîl.
Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.
Hâkka 44 (69.44) · 26 benzeşen âyet →
45
لَأَخَذۡنَا مِنۡهُ بِٱلۡيَمِينِ
leeḫaẕnâ minhü bilyemîn.
Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.
Hâkka 45 (69.45) · 4 benzeşen âyet →
46
ثُمَّ لَقَطَعۡنَا مِنۡهُ ٱلۡوَتِينَ
ŝümme leḳaṭa`nâ minhü-lvetîn.
Sonra onun can damarını elbette keserdik.
Hâkka 46 (69.46) · 4 benzeşen âyet →
47
فَمَا مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ عَنۡهُ حَٰجِزِينَ
femâ minküm min eḥadin `anhü ḥâcizîn.
O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı.
Hâkka 47 (69.47) · 12 benzeşen âyet →
48
وَإِنَّهُۥ لَتَذۡكِرَةٞ لِّلۡمُتَّقِينَ
veinnehû leteẕkiratül lilmütteḳîn.
Çünkü o (Kur'an, Allah'tan sakınan) muttakiler için bir öğüttür.
Hâkka 48 (69.48) · 50 benzeşen âyet →
49
وَإِنَّا لَنَعۡلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ
veinnâ lena`lemü enne minküm mükeẕẕibîn.
Elbette Biz, içinizde yalanlayanların bulunduğunu biliyoruz.
Hâkka 49 (69.49) · 12 benzeşen âyet →
50
وَإِنَّهُۥ لَحَسۡرَةٌ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ
veinnehû leḥasratün `ale-lkâfirîn.
Gerçekten o (Kur'an), kafirler için bir hasrettir.
Hâkka 50 (69.50) · 9 benzeşen âyet →
51
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلۡيَقِينِ
veinnehû leḥaḳḳu-lyeḳîn.
Ve şüphesiz o, kesin bir gerçektir (hakku'l-yakîn).
Hâkka 51 (69.51) · 13 benzeşen âyet →
52
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Öyleyse, büyük Rabbini ismiyle tesbih et.
Hâkka 52 (69.52) · 43 benzeşen âyet →