ayatulkuran
Âyet âyet benzeşen âyetler · Ali Rıza ZARARSIZ tarafından derlenmektedir.

Kalem Sûresi

68. sûre · 52 âyet · 1.022 benzeşen âyet · Mekkî · nüzul sırası 2
1
نٓۚ وَٱلۡقَلَمِ وَمَا يَسۡطُرُونَ
nûn. velḳalemi vemâ yesṭurûn.
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.
Kalem 1 (68.1) · 22 benzeşen âyet →
2
مَآ أَنتَ بِنِعۡمَةِ رَبِّكَ بِمَجۡنُونٖ
mâ ente bini`meti rabbike bimecnûn.
Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin.
Kalem 2 (68.2) · 37 benzeşen âyet →
3
وَإِنَّ لَكَ لَأَجۡرًا غَيۡرَ مَمۡنُونٖ
veinne leke leecran gayra memnûn.
Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır.
Kalem 3 (68.3) · 14 benzeşen âyet →
4
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٖ
veinneke le`alâ ḫulüḳin `ażîm.
Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.
Kalem 4 (68.4) · 12 benzeşen âyet →
5
فَسَتُبۡصِرُ وَيُبۡصِرُونَ
fesetübṣiru veyübṣirûn.
Artık yakında göreceksin ve onlar da görecekler.
Kalem 5 (68.5) · 13 benzeşen âyet →
6
بِأَييِّكُمُ ٱلۡمَفۡتُونُ
bieyyikümü-lmeftûn.
Sizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını.'
Kalem 6 (68.6) · 20 benzeşen âyet →
7
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُهۡتَدِينَ
inne rabbeke hüve a`lemü bimen ḍalle `an sebîlih. vehüve a`lemü bilmühtedîn.
Elbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir.
Kalem 7 (68.7) · 12 benzeşen âyet →
8
فَلَا تُطِعِ ٱلۡمُكَذِّبِينَ
felâ tüṭi`i-lmükeẕẕibîn.
Şu halde yalanlayanlara itaat etme.
Kalem 8 (68.8) · 8 benzeşen âyet →
9
وَدُّواْ لَوۡ تُدۡهِنُ فَيُدۡهِنُونَ
veddû lev tüdhinü feyüdhinûn.
Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı.
Kalem 9 (68.9) · 24 benzeşen âyet →
10
وَلَا تُطِعۡ كُلَّ حَلَّافٖ مَّهِينٍ
velâ tüṭi` külle ḥallâfim mehîn.
Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık,
Kalem 10 (68.10) · 21 benzeşen âyet →
11
هَمَّازٖ مَّشَّآءِۭ بِنَمِيمٖ
hemmâzim meşşâim binemîm.
Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan),
Kalem 11 (68.11) · 8 benzeşen âyet →
12
مَّنَّاعٖ لِّلۡخَيۡرِ مُعۡتَدٍ أَثِيمٍ
mennâ`il lilḫayri mü`tedin eŝîm.
Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar,
Kalem 12 (68.12) · 37 benzeşen âyet →
13
عُتُلِّۭ بَعۡدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ
`utüllim ba`de ẕâlike zenîm.
Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik;
Kalem 13 (68.13) · 1 benzeşen âyet →
14
أَن كَانَ ذَا مَالٖ وَبَنِينَ
en kâne ẕâ mâliv vebenîn.
Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye,
Kalem 14 (68.14) · 14 benzeşen âyet →
15
إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ
iẕâ tütlâ `aleyhi âyâtünâ ḳâle esâṭîru-l'evvelîn.
Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen.
Kalem 15 (68.15) · 25 benzeşen âyet →
16
سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلۡخُرۡطُومِ
senesimühû `ale-lḫurṭûm.
Yakında Biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız.
Kalem 16 (68.16) · 18 benzeşen âyet →
17
إِنَّا بَلَوۡنَٰهُمۡ كَمَا بَلَوۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ إِذۡ أَقۡسَمُواْ لَيَصۡرِمُنَّهَا مُصۡبِحِينَ
innâ belevnâhüm kemâ belevnâ aṣḥâbe-lcenneh. iẕ aḳsemû leyaṣrimünnehâ muṣbiḥîn.
Gerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.
Kalem 17 (68.17) · 15 benzeşen âyet →
18
وَلَا يَسۡتَثۡنُونَ
velâ yesteŝnûn.
(Bu konuda) Hiçbir istisna yapmıyorlardı.
Kalem 18 (68.18) · 4 benzeşen âyet →
19
فَطَافَ عَلَيۡهَا طَآئِفٞ مِّن رَّبِّكَ وَهُمۡ نَآئِمُونَ
feṭâfe `aleyhâ ṭâifüm mir rabbike vehüm nâimûn.
Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela' onun üstünü sarıp-kuşatıverdi.
Kalem 19 (68.19) · 6 benzeşen âyet →
20
فَأَصۡبَحَتۡ كَٱلصَّرِيمِ
feaṣbeḥat keṣṣarîm.
Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi.
Kalem 20 (68.20) · 13 benzeşen âyet →
21
فَتَنَادَوۡاْ مُصۡبِحِينَ
fetenâdev muṣbiḥîn.
Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.
Kalem 21 (68.21) · 1 benzeşen âyet →
22
أَنِ ٱغۡدُواْ عَلَىٰ حَرۡثِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰرِمِينَ
eni-gdû `alâ ḥarŝiküm in küntüm ṣârimîn.
"Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp-çıkın."
Kalem 22 (68.22) · 1 benzeşen âyet →
23
فَٱنطَلَقُواْ وَهُمۡ يَتَخَٰفَتُونَ
fenṭaleḳû vehüm yeteḫâfetûn.
Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler:
Kalem 23 (68.23) · 2 benzeşen âyet →
24
أَن لَّا يَدۡخُلَنَّهَا ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكُم مِّسۡكِينٞ
el lâ yedḫulennehe-lyevme `aleyküm miskîn.
"Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın."
Kalem 24 (68.24) · 12 benzeşen âyet →
25
وَغَدَوۡاْ عَلَىٰ حَرۡدٖ قَٰدِرِينَ
vegadev `alâ ḥardin ḳâdirîn.
(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.
Kalem 25 (68.25) · 5 benzeşen âyet →
26
فَلَمَّا رَأَوۡهَا قَالُوٓاْ إِنَّا لَضَآلُّونَ
felemmâ raevhâ ḳâlû innâ leḍâllûn.
Ama onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler.
Kalem 26 (68.26) · 16 benzeşen âyet →
27
بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ
bel naḥnü maḥrûmûn.
"Hayır, biz (herşeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık."
Kalem 27 (68.27) · 6 benzeşen âyet →
28
قَالَ أَوۡسَطُهُمۡ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ لَوۡلَا تُسَبِّحُونَ
ḳâle evseṭuhüm elem eḳul leküm levlâ tüsebbiḥûn.
(İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim? (Allah'ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?"
Kalem 28 (68.28) · 15 benzeşen âyet →
29
قَالُواْ سُبۡحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
ḳâlû sübḥâne rabbinâ innâ künnâ żâlimîn.
Dediler ki: "Rabbimiz Seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz."
Kalem 29 (68.29) · 53 benzeşen âyet →
30
فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَلَٰوَمُونَ
feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetelâvemûn.
Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar.
Kalem 30 (68.30) · 6 benzeşen âyet →
31
قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ
ḳâlû yâ veylenâ innâ künnâ ṭâgîn.
"Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler.
Kalem 31 (68.31) · 16 benzeşen âyet →
32
عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبۡدِلَنَا خَيۡرٗا مِّنۡهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ
`asâ rabbünâ ey yübdilenâ ḫayram minhâ innâ ilâ rabbinâ râgibûn.
"Belki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimiz'e rağbet eden kimseleriz."
Kalem 32 (68.32) · 12 benzeşen âyet →
33
كَذَٰلِكَ ٱلۡعَذَابُۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَكۡبَرُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ
keẕâlike-l`aẕâb. vele`aẕâbü-l'âḫirati ekber. lev kânû ya`lemûn.
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler.
Kalem 33 (68.33) · 47 benzeşen âyet →
34
إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمۡ جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
inne lilmütteḳîne `inde rabbihim cennâti-nne`îm.
Doğrusu, muttaki olanlar için Rableri Katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır.
Kalem 34 (68.34) · 33 benzeşen âyet →
35
أَفَنَجۡعَلُ ٱلۡمُسۡلِمِينَ كَٱلۡمُجۡرِمِينَ
efenec`alü-lmüslimîne kelmücrimîn.
Öyleyse, Müslümanları suçlu-günahkar olanlar gibi (eşit) kılar mıyız?
Kalem 35 (68.35) · 109 benzeşen âyet →
36
مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ
mâ leküm. keyfe taḥkümûn.
Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
Kalem 36 (68.36) · 10 benzeşen âyet →
37
أَمۡ لَكُمۡ كِتَٰبٞ فِيهِ تَدۡرُسُونَ
em leküm kitâbün fîhi tedrusûn.
Yoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var?
Kalem 37 (68.37) · 8 benzeşen âyet →
38
إِنَّ لَكُمۡ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
inne leküm fîhi lemâ teḫayyerûn.
İçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye.
Kalem 38 (68.38) · 5 benzeşen âyet →
39
أَمۡ لَكُمۡ أَيۡمَٰنٌ عَلَيۡنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ إِنَّ لَكُمۡ لَمَا تَحۡكُمُونَ
em leküm eymânün `aleynâ bâligatün ilâ yevmi-lḳiyâmeti inne leküm lemâ taḥkümûn.
Yoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye.
Kalem 39 (68.39) · 15 benzeşen âyet →
40
سَلۡهُمۡ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ
selhüm eyyühüm biẕâlike za`îm.
Onlara sor: "Hangisi bunun savunuculuğunu yapacak?
Kalem 40 (68.40) · 1 benzeşen âyet →
41
أَمۡ لَهُمۡ شُرَكَآءُ فَلۡيَأۡتُواْ بِشُرَكَآئِهِمۡ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَ
em lehüm şürakâ'. felye'tû bişürakâihim in kânû ṣâdiḳîn.
Yoksa onların ortakları mı var? Şu halde eğer doğru sözlü kimselerse, ortaklarını getirsinler.
Kalem 41 (68.41) · 31 benzeşen âyet →
42
يَوۡمَ يُكۡشَفُ عَن سَاقٖ وَيُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ
yevme yükşefü `an sâḳiv veyüd`avne ile-ssücûdi felâ yesteṭî`ûn.
Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler.
Kalem 42 (68.42) · 24 benzeşen âyet →
43
خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةٞۖ وَقَدۡ كَانُواْ يُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمۡ سَٰلِمُونَ
ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. veḳad kânû yüd`avne ile-ssücûdi vehüm sâlimûn.
Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
Kalem 43 (68.43) · 31 benzeşen âyet →
44
فَذَرۡنِي وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِۖ سَنَسۡتَدۡرِجُهُم مِّنۡ حَيۡثُ لَا يَعۡلَمُونَ
feẕernî vemey yükeẕẕibü bihâẕe-lḥadîŝ. senestedricühüm min ḥayŝü lâ ya`lemûn.
Artık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.
Kalem 44 (68.44) · 31 benzeşen âyet →
45
وَأُمۡلِي لَهُمۡۚ إِنَّ كَيۡدِي مَتِينٌ
veümlî lehüm. inne keydî metîn.
Ben, onlara süre tanıyorum. Elbette Benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır.
Kalem 45 (68.45) · 25 benzeşen âyet →
46
أَمۡ تَسۡـَٔلُهُمۡ أَجۡرٗا فَهُم مِّن مَّغۡرَمٖ مُّثۡقَلُونَ
em tes'elühüm ecran fehüm mim magramim müŝḳalûn.
Sen, onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar?
Kalem 46 (68.46) · 14 benzeşen âyet →
47
أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ
em `indehümü-lgaybü fehüm yektübûn.
Yoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar?
Kalem 47 (68.47) · 37 benzeşen âyet →
48
فَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلۡحُوتِ إِذۡ نَادَىٰ وَهُوَ مَكۡظُومٞ
faṣbir liḥukmi rabbike velâ tekün keṣâḥibi-lḥût. iẕ nâdâ vehüve mekżûm.
Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.
Kalem 48 (68.48) · 37 benzeşen âyet →
49
لَّوۡلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعۡمَةٞ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ مَذۡمُومٞ
levlâ en tedârakehû ni`metüm mir rabbihî lenübiẕe bil`arâi vehüve meẕmûm.
Eğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda (karaya) atılmış olacaktı.
Kalem 49 (68.49) · 7 benzeşen âyet →
50
فَٱجۡتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
fectebâhü rabbühû fece`alehû mine-ṣṣâliḥîn.
Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı.
Kalem 50 (68.50) · 21 benzeşen âyet →
51
وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَيُزۡلِقُونَكَ بِأَبۡصَٰرِهِمۡ لَمَّا سَمِعُواْ ٱلذِّكۡرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجۡنُونٞ
veiy yekâdü-lleẕîne keferû leyüzliḳûneke biebṣârihim lemmâ semi`ü-ẕẕikra veyeḳûlûne innehû lemecnûn.
O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar.
Kalem 51 (68.51) · 27 benzeşen âyet →
52
وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكۡرٞ لِّلۡعَٰلَمِينَ
vemâ hüve illâ ẕikrul lil`âlemîn.
Oysa o (Kur'an), alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir.
Kalem 52 (68.52) · 40 benzeşen âyet →
← MülkBütün sûrelerHâkka →