Nâziât Sûresi
79. sûre · 46 âyet · 604 benzeşen âyet · Mekkî · nüzul sırası 81
1
وَٱلنَّـٰزِعَٰتِ غَرۡقٗا
vennâzi`âti garḳâ.
Ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlara andolsun.
Nâziât 1 (79.1) · 6 benzeşen âyet →
2
وَٱلنَّـٰشِطَٰتِ نَشۡطٗا
vennâşiṭâti neşṭâ.
Yumuşacık çekip alanlara,
Nâziât 2 (79.2) · 5 benzeşen âyet →
3
وَٱلسَّـٰبِحَٰتِ سَبۡحٗا
vessâbiḥâti sebḥâ.
Yüzdükçe yüzerek gidenlere,
Nâziât 3 (79.3) · 6 benzeşen âyet →
4
فَٱلسَّـٰبِقَٰتِ سَبۡقٗا
fessâbiḳâti sebḳâ.
Öncü olarak yarışıp geçenlere,
Nâziât 4 (79.4) · 11 benzeşen âyet →
5
فَٱلۡمُدَبِّرَٰتِ أَمۡرٗا
felmüdebbirâti emrâ.
Derken işi bir düzen içinde evirip çevirenlere,
Nâziât 5 (79.5) · 17 benzeşen âyet →
6
يَوۡمَ تَرۡجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ
yevme tercüfü-rrâcifeh.
O sarsıntının sarsacağı gün,
Nâziât 6 (79.6) · 21 benzeşen âyet →
7
تَتۡبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ
tetbe`uhe-rrâdifeh.
Arkasından onu diğer bir sarsıntı izleyecek.
Nâziât 7 (79.7) · 6 benzeşen âyet →
8
قُلُوبٞ يَوۡمَئِذٖ وَاجِفَةٌ
ḳulûbüy yevmeiẕiv vâcifeh.
O gün yürekler (dehşet içinde) hoplayacak.
Nâziât 8 (79.8) · 8 benzeşen âyet →
9
أَبۡصَٰرُهَا خَٰشِعَةٞ
ebṣâruhâ ḫâşi`ah.
Gözler zillet içinde düşecek.
Nâziât 9 (79.9) · 15 benzeşen âyet →
10
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرۡدُودُونَ فِي ٱلۡحَافِرَةِ
yeḳûlûne einnâ lemerdûdûne fi-lḥâfirah.
Derler ki: "Biz çukurda iken, gerçekten biz mi yeniden (diriltilip) döndürüleceğiz?"
Nâziât 10 (79.10) · 16 benzeşen âyet →
11
أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمٗا نَّخِرَةٗ
eiẕâ künnâ `iżâmen neḫirah.
"Biz çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı?"
Nâziât 11 (79.11) · 20 benzeşen âyet →
12
قَالُواْ تِلۡكَ إِذٗا كَرَّةٌ خَاسِرَةٞ
ḳâlû tilke iẕen kerratün ḫâsirah.
Derler ki: "Şu durumda, zararına bir dönüştür bu."
Nâziât 12 (79.12) · 10 benzeşen âyet →
13
فَإِنَّمَا هِيَ زَجۡرَةٞ وَٰحِدَةٞ
feinnemâ hiye zecratüv vâḥideh.
Oysa bu, yalnızca tek bir haykırıştır.
Nâziât 13 (79.13) · 17 benzeşen âyet →
14
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ
feiẕâ hüm bissâhirah.
Bir de bakarsın ki, onlar, yerin üstündedirler.
Nâziât 14 (79.14) · 17 benzeşen âyet →
15
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
hel etâke ḥadîŝü mûsâ.
Musa'nın haberi sana geldi mi?
Nâziât 15 (79.15) · 29 benzeşen âyet →
16
إِذۡ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوًى
iẕ nâdâhü rabbühû bilvâdi-lmüḳaddesi ṭuvâ.
Hani Rabbi ona, kutsal vadi Tuva'da seslenmişti:
Nâziât 16 (79.16) · 7 benzeşen âyet →
17
ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
iẕheb ilâ fir`avne innehû ṭagâ.
"Firavun'a git; çünkü o, azdı."
Nâziât 17 (79.17) · 12 benzeşen âyet →
18
فَقُلۡ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ
feḳul hel leke ilâ en tezekkâ.
Ona de ki: “Temizlenmek ister misin?"
Nâziât 18 (79.18) · 15 benzeşen âyet →
19
وَأَهۡدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخۡشَىٰ
veehdiyeke ilâ rabbike fetaḫşâ.
"Seni Rabbine yönelteyim, böylece (O'ndan) korkmuş olursun."
Nâziât 19 (79.19) · 5 benzeşen âyet →
20
فَأَرَىٰهُ ٱلۡأٓيَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰ
feerâhü-l'âyete-lkübrâ.
(Musa) Ona büyük mucizeyi gösterdi.
Nâziât 20 (79.20) · 10 benzeşen âyet →
21
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
fekeẕẕebe ve`aṣâ.
Fakat o, yalanladı ve isyan etti.
Nâziât 21 (79.21) · 7 benzeşen âyet →
22
ثُمَّ أَدۡبَرَ يَسۡعَىٰ
ŝümme edbera yes`â.
Sonra (karşı yönde) çaba harcayıp sırtını döndü.
Nâziât 22 (79.22) · 7 benzeşen âyet →
23
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
feḥaşera fenâdâ.
Sonunda (yardımcı güçlerini) topladı, seslendi;
Nâziât 23 (79.23) · 3 benzeşen âyet →
24
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلۡأَعۡلَىٰ
feḳâle ene rabbükümü-l'a`lâ.
Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim."
Nâziât 24 (79.24) · 10 benzeşen âyet →
25
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلۡأٓخِرَةِ وَٱلۡأُولَىٰٓ
feeḫaẕehü-llâhü nekâle-l'âḫirati vel'ûlâ.
Böylelikle Allah onu, ahiret ve dünya azabıyla yakaladı.
Nâziât 25 (79.25) · 22 benzeşen âyet →
26
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبۡرَةٗ لِّمَن يَخۡشَىٰٓ
inne fî ẕâlike le`ibratel limey yaḫşâ.
Gerçekten bunda 'içi titreyerek korkacak' kimse için elbette bir ibret (ders) vardır.
Nâziât 26 (79.26) · 15 benzeşen âyet →
27
ءَأَنتُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُۚ بَنَىٰهَا
eentüm eşeddü ḫalḳan emi-ssemâü. benâhâ.
Yaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etti.
Nâziât 27 (79.27) · 18 benzeşen âyet →
28
رَفَعَ سَمۡكَهَا فَسَوَّىٰهَا
rafe`a semkehâ fesevvâhâ.
Boyunu yükseltti, ona belli bir düzen verdi.
Nâziât 28 (79.28) · 14 benzeşen âyet →
29
وَأَغۡطَشَ لَيۡلَهَا وَأَخۡرَجَ ضُحَىٰهَا
veagṭaşe leylehâ veaḫrace ḍuḥâhâ.
Gecesini kararttı, kuşluğunu açığa-çıkardı.
Nâziât 29 (79.29) · 10 benzeşen âyet →
30
وَٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ
vel'arḍa ba`de ẕâlike deḥâhâ.
Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi.
Nâziât 30 (79.30) · 14 benzeşen âyet →
31
أَخۡرَجَ مِنۡهَا مَآءَهَا وَمَرۡعَىٰهَا
aḫrace minhâ mâehâ vemer`âhâ.
Ondan da suyunu ve otlağını çıkardı.
Nâziât 31 (79.31) · 21 benzeşen âyet →
32
وَٱلۡجِبَالَ أَرۡسَىٰهَا
velcibâle ersâhâ.
Dağlarını dikip-oturttu;
Nâziât 32 (79.32) · 14 benzeşen âyet →
33
مَتَٰعٗا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ
metâ`al leküm velien`âmiküm.
Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere.
Nâziât 33 (79.33) · 17 benzeşen âyet →
34
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلۡكُبۡرَىٰ
feiẕâ câeti-ṭṭâmmetü-lkübrâ.
Ancak o, 'herşeyi batırıp gömen büyük-felaket’ (kıyamet) geldiği zaman.
Nâziât 34 (79.34) · 8 benzeşen âyet →
35
يَوۡمَ يَتَذَكَّرُ ٱلۡإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ
yevme yeteẕekkeru-l'insânü mâ se`â.
O gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar.
Nâziât 35 (79.35) · 12 benzeşen âyet →
36
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
vebürrizeti-lceḥîmü limey yerâ.
Görebilenler için cehennem de sergilenmiştir.
Nâziât 36 (79.36) · 15 benzeşen âyet →
37
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ
feemmâ men ṭagâ.
Artık kim taşkınlık edip-azarsa,
Nâziât 37 (79.37) · 10 benzeşen âyet →
38
وَءَاثَرَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا
veâŝera-lḥayâte-ddünyâ.
Ve dünya hayatını seçerse,
Nâziât 38 (79.38) · 18 benzeşen âyet →
39
فَإِنَّ ٱلۡجَحِيمَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ
feinne-lceḥîme hiye-lme'vâ.
Şüphesiz cehennem, (onun için) bir barınma yeridir.
Nâziât 39 (79.39) · 5 benzeşen âyet →
40
وَأَمَّا مَنۡ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفۡسَ عَنِ ٱلۡهَوَىٰ
veemmâ men ḫâfe meḳâme rabbihî venehe-nnefse `ani-lhevâ.
Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa,
Nâziât 40 (79.40) · 9 benzeşen âyet →
41
فَإِنَّ ٱلۡجَنَّةَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ
feinne-lcennete hiye-lme'vâ.
Artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir.
Nâziât 41 (79.41) · 4 benzeşen âyet →
42
يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرۡسَىٰهَا
yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ.
"O ne zaman demir atacak?" diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar.
Nâziât 42 (79.42) · 38 benzeşen âyet →
43
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكۡرَىٰهَآ
fîme ente min ẕikrâhâ.
Onunla ilgili bilgi vermekten yana, sende ne var ki…
Nâziât 43 (79.43) · 32 benzeşen âyet →
44
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ
ilâ rabbike müntehâhâ.
En sonunda o (ve onunla ilgili bilgi), Rabbine aittir.
Nâziât 44 (79.44) · 11 benzeşen âyet →
45
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخۡشَىٰهَا
innemâ ente münẕiru mey yaḫşâhâ.
Sen, yalnızca ondan 'içi titreyerek korkanlar' için bir uyarıcısın.
Nâziât 45 (79.45) · 7 benzeşen âyet →
46
كَأَنَّهُمۡ يَوۡمَ يَرَوۡنَهَا لَمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا عَشِيَّةً أَوۡ ضُحَىٰهَا
keennehüm yevme yeravnehâ lem yelbeŝû illâ `aşiyyeten ev ḍuḥâhâ.
Onu gördükleri gün, sanki, bir akşam veya bir kuşluk-vaktinden başkasını yaşamamış gibidirler.
Nâziât 46 (79.46) · 10 benzeşen âyet →