Vâkıa Sûresi
56. sûre · 96 âyet · 1.286 benzeşen âyet · Mekkî · nüzul sırası 46
1
إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ
iẕâ veḳa`ati-lvâḳi`ah.
Vakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman,
Vâkıa 1 (56.1) · 13 benzeşen âyet →
2
لَيۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ
leyse livaḳ`atihâ kâẕibeh.
Onun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur.
Vâkıa 2 (56.2) · 19 benzeşen âyet →
3
خَافِضَةٞ رَّافِعَةٌ
ḫâfiḍatür râfi`ah.
O aşağılatıcı, yücelticidir.
Vâkıa 3 (56.3) · 21 benzeşen âyet →
4
إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجّٗا
iẕâ rucceti-l'arḍu raccâ.
Yer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı,
Vâkıa 4 (56.4) · 14 benzeşen âyet →
5
وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسّٗا
vebüsseti-lcibâlü bessâ.
Ve dağlar darmadağın olup ufalandığı,
Vâkıa 5 (56.5) · 11 benzeşen âyet →
6
فَكَانَتۡ هَبَآءٗ مُّنۢبَثّٗا
fekânet hebâem mümbeŝŝâ.
Derken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu,
Vâkıa 6 (56.6) · 10 benzeşen âyet →
7
وَكُنتُمۡ أَزۡوَٰجٗا ثَلَٰثَةٗ
veküntüm ezvâcen ŝelâŝeh.
Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman;
Vâkıa 7 (56.7) · 6 benzeşen âyet →
8
فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ
feaṣḥâbü-lmeymeneti mâ aṣḥâbü-lmeymeneh.
İşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene".
Vâkıa 8 (56.8) · 3 benzeşen âyet →
9
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ
veaṣḥâbü-lmeş'emeti mâ aṣḥâbü-lmeş'emeh.
"Ashab-ı Meş'eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş'eme".
Vâkıa 9 (56.9) · 3 benzeşen âyet →
10
وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ
vessâbiḳûne-ssâbiḳûn.
Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir.
Vâkıa 10 (56.10) · 32 benzeşen âyet →
11
أُوْلَـٰٓئِكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ
ülâike-lmüḳarrabûn.
İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır.
Vâkıa 11 (56.11) · 11 benzeşen âyet →
12
فِي جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
fî cennâti-nne`îm.
Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde;
Vâkıa 12 (56.12) · 34 benzeşen âyet →
13
ثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,
Vâkıa 13 (56.13) · 1 benzeşen âyet →
14
وَقَلِيلٞ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ
veḳalîlüm mine-l'âḫirîn.
Birazı da sonrakilerden.
Vâkıa 14 (56.14) · 3 benzeşen âyet →
15
عَلَىٰ سُرُرٖ مَّوۡضُونَةٖ
`alâ sürurim mevḍûneh.
'Özenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler.
Vâkıa 15 (56.15) · 6 benzeşen âyet →
16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيۡهَا مُتَقَٰبِلِينَ
müttekiîne `aleyhâ müteḳâbilîn.
Karşılıklı yaslanmışlardır.
Vâkıa 16 (56.16) · 10 benzeşen âyet →
17
يَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنٞ مُّخَلَّدُونَ
yeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn.
Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır;
Vâkıa 17 (56.17) · 9 benzeşen âyet →
18
بِأَكۡوَابٖ وَأَبَارِيقَ وَكَأۡسٖ مِّن مَّعِينٖ
biekvâbiv veebârîḳa veke'sim mim me`în.
Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler,
Vâkıa 18 (56.18) · 12 benzeşen âyet →
19
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا يُنزِفُونَ
lâ yüṣadde`ûne `anhâ velâ yünzifûn.
Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.
Vâkıa 19 (56.19) · 9 benzeşen âyet →
20
وَفَٰكِهَةٖ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
vefâkihetim mimmâ yeteḫayyerûn.
Arzulayıp-seçecekleri meyveler,
Vâkıa 20 (56.20) · 14 benzeşen âyet →
21
وَلَحۡمِ طَيۡرٖ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ
velaḥmi ṭayrim mimmâ yeştehûn.
Canlarının çektiği kuş eti.
Vâkıa 21 (56.21) · 3 benzeşen âyet →
23
كَأَمۡثَٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ
keemŝâli-llü'lüi-lmeknûn.
Sanki saklı inciler gibi;
Vâkıa 23 (56.23) · 3 benzeşen âyet →
24
جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
cezâem bimâ kânû ya`melûn.
Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur);
Vâkıa 24 (56.24) · 15 benzeşen âyet →
25
لَا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوٗا وَلَا تَأۡثِيمًا
lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ te'ŝîmâ.
Orada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma.
Vâkıa 25 (56.25) · 10 benzeşen âyet →
26
إِلَّا قِيلٗا سَلَٰمٗا سَلَٰمٗا
illâ ḳîlen selâmen selâmâ.
Yalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam."
Vâkıa 26 (56.26) · 15 benzeşen âyet →
27
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ
veaṣḥâbü-lyemîni mâ aṣḥâbü-lyemîn.
"Ashab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin."
Vâkıa 27 (56.27) · 13 benzeşen âyet →
28
فِي سِدۡرٖ مَّخۡضُودٖ
fî sidrim maḫḍûd.
Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),
Vâkıa 28 (56.28) · 3 benzeşen âyet →
29
وَطَلۡحٖ مَّنضُودٖ
veṭalḥim menḍûd.
Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,
Vâkıa 29 (56.29) · 4 benzeşen âyet →
30
وَظِلّٖ مَّمۡدُودٖ
veżillim memdûd.
Yayılıp-uzanmış gölgeler,
Vâkıa 30 (56.30) · 10 benzeşen âyet →
31
وَمَآءٖ مَّسۡكُوبٖ
vemâim meskûb.
Durmaksızın akan su(lar);
Vâkıa 31 (56.31) · 9 benzeşen âyet →
32
وَفَٰكِهَةٖ كَثِيرَةٖ
vefâkihetin keŝîrah.
Ve (daha) birçok meyveler arasında,
Vâkıa 32 (56.32) · 11 benzeşen âyet →
33
لَّا مَقۡطُوعَةٖ وَلَا مَمۡنُوعَةٖ
lâ maḳṭû`ativ velâ memnû`ah.
Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).
Vâkıa 33 (56.33) · 9 benzeşen âyet →
34
وَفُرُشٖ مَّرۡفُوعَةٍ
vefüruşim merfû`ah.
Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler).
Vâkıa 34 (56.34) · 6 benzeşen âyet →
35
إِنَّآ أَنشَأۡنَٰهُنَّ إِنشَآءٗ
innâ enşe'nâhünne inşââ.
Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.
Vâkıa 35 (56.35) · 3 benzeşen âyet →
36
فَجَعَلۡنَٰهُنَّ أَبۡكَارًا
fece`alnâhünne ebkârâ.
Onları hep bakireler olarak kıldık,
Vâkıa 36 (56.36) · 2 benzeşen âyet →
37
عُرُبًا أَتۡرَابٗا
`uruben etrâbâ.
Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt,
Vâkıa 37 (56.37) · 12 benzeşen âyet →
38
لِّأَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ
liaṣḥâbi-lyemîn.
"Ashab-ı Yemin" olanlar için.
Vâkıa 38 (56.38) · 3 benzeşen âyet →
39
ثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,
Vâkıa 39 (56.39) · 2 benzeşen âyet →
40
وَثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ
veŝülletüm mine-l'âḫirîn.
Birçoğu da sonrakilerdendir.
Vâkıa 40 (56.40) · 1 benzeşen âyet →
41
وَأَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
veaṣḥâbü-şşimâli mâ aṣḥâbü-şşimâl.
"Ashab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal."
Vâkıa 41 (56.41) · 4 benzeşen âyet →
42
فِي سَمُومٖ وَحَمِيمٖ
fî semûmiv veḥamîm.
Hücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su,
Vâkıa 42 (56.42) · 18 benzeşen âyet →
43
وَظِلّٖ مِّن يَحۡمُومٖ
veżillim miy yaḥmûm.
Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler.
Vâkıa 43 (56.43) · 5 benzeşen âyet →
44
لَّا بَارِدٖ وَلَا كَرِيمٍ
lâ bâridiv velâ kerîm.
Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim).
Vâkıa 44 (56.44) · 3 benzeşen âyet →
45
إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُتۡرَفِينَ
innehüm kânû ḳable ẕâlike mütrafîn.
Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı.
Vâkıa 45 (56.45) · 9 benzeşen âyet →
46
وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ
vekânû yüṣirrûne `ale-lḥinŝi-l`ażîm.
Onlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı.
Vâkıa 46 (56.46) · 7 benzeşen âyet →
47
وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ
vekânû yeḳûlûne eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
Ve derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
Vâkıa 47 (56.47) · 16 benzeşen âyet →
48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ
eveâbâüne-l'evvelûn.
"Önceden gelip-geçmiş atalarımız da mı?"
Vâkıa 48 (56.48) · 39 benzeşen âyet →
49
قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ
ḳul inne-l'evvelîne vel'âḫirîn.
De ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de."
Vâkıa 49 (56.49) · 16 benzeşen âyet →
50
لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمٖ مَّعۡلُومٖ
lemecmû`ûne ilâ mîḳâti yevmim ma`lûm.
"Bilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
Vâkıa 50 (56.50) · 17 benzeşen âyet →
51
ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ
ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.
Sonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar,
Vâkıa 51 (56.51) · 14 benzeşen âyet →
52
لَأٓكِلُونَ مِن شَجَرٖ مِّن زَقُّومٖ
leâkilûne min şecerim min zeḳḳûm.
Şüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz.
Vâkıa 52 (56.52) · 9 benzeşen âyet →
53
فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ
femâliûne minhe-lbüṭûn.
Böylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız.
Vâkıa 53 (56.53) · 10 benzeşen âyet →
54
فَشَٰرِبُونَ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِيمِ
feşâribûne `aleyhi mine-lḥamîm.
Onun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz.
Vâkıa 54 (56.54) · 13 benzeşen âyet →
55
فَشَٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِيمِ
feşâribûne şürbe-lhîm.
Üstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz.
Vâkıa 55 (56.55) · 1 benzeşen âyet →
56
هَٰذَا نُزُلُهُمۡ يَوۡمَ ٱلدِّينِ
hâẕâ nüzülühüm yevme-ddîn.
İşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir.
Vâkıa 56 (56.56) · 14 benzeşen âyet →
57
نَحۡنُ خَلَقۡنَٰكُمۡ فَلَوۡلَا تُصَدِّقُونَ
naḥnü ḫalaḳnâküm felevlâ tüṣaddiḳûn.
Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?
Vâkıa 57 (56.57) · 24 benzeşen âyet →
58
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تُمۡنُونَ
eferaeytüm mâ tümnûn.
Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü?
Vâkıa 58 (56.58) · 19 benzeşen âyet →
59
ءَأَنتُمۡ تَخۡلُقُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡخَٰلِقُونَ
eentüm taḫlüḳûnehû em naḥnü-lḫâliḳûn.
Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz?
Vâkıa 59 (56.59) · 4 benzeşen âyet →
60
نَحۡنُ قَدَّرۡنَا بَيۡنَكُمُ ٱلۡمَوۡتَ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ
naḥnü ḳaddernâ beynekümü-lmevte vemâ naḥnü bimesbûḳîn.
Sizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir;
Vâkıa 60 (56.60) · 28 benzeşen âyet →
61
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمۡثَٰلَكُمۡ وَنُنشِئَكُمۡ فِي مَا لَا تَعۡلَمُونَ
`alâ en nübeddile emŝâleküm venünşieküm fî mâ lâ ta`lemûn.
(Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda.
Vâkıa 61 (56.61) · 35 benzeşen âyet →
62
وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُولَىٰ فَلَوۡلَا تَذَكَّرُونَ
veleḳad `alimtümü-nneş'ete-l'ûlâ felevlâ teẕekkerûn.
Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?
Vâkıa 62 (56.62) · 36 benzeşen âyet →
63
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَحۡرُثُونَ
eferaeytüm mâ taḥruŝûn.
Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü?
Vâkıa 63 (56.63) · 5 benzeşen âyet →
64
ءَأَنتُمۡ تَزۡرَعُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلزَّـٰرِعُونَ
eentüm tezra`ûnehû em naḥnü-zzâri`ûn.
Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz?
Vâkıa 64 (56.64) · 16 benzeşen âyet →
65
لَوۡ نَشَآءُ لَجَعَلۡنَٰهُ حُطَٰمٗا فَظَلۡتُمۡ تَفَكَّهُونَ
lev neşâü lece`alnâhü ḥuṭâmen feżaltüm tefekkehûn.
Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız.
Vâkıa 65 (56.65) · 6 benzeşen âyet →
66
إِنَّا لَمُغۡرَمُونَ
innâ lemugramûn.
(Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık."
Vâkıa 66 (56.66) · 2 benzeşen âyet →
67
بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ
bel naḥnü maḥrûmûn.
"Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık."
Vâkıa 67 (56.67) · 2 benzeşen âyet →
68
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلۡمَآءَ ٱلَّذِي تَشۡرَبُونَ
eferaeytümü-lmâe-lleẕî teşrabûn.
Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü?
Vâkıa 68 (56.68) · 7 benzeşen âyet →
69
ءَأَنتُمۡ أَنزَلۡتُمُوهُ مِنَ ٱلۡمُزۡنِ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنزِلُونَ
eentüm enzeltümûhü mine-lmüzni em naḥnü-lmünzilûn.
Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz?
Vâkıa 69 (56.69) · 21 benzeşen âyet →
70
لَوۡ نَشَآءُ جَعَلۡنَٰهُ أُجَاجٗا فَلَوۡلَا تَشۡكُرُونَ
lev neşâü ce`alnâhü ücâcen felevlâ teşkürûn.
Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi?
Vâkıa 70 (56.70) · 14 benzeşen âyet →
71
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي تُورُونَ
eferaeytümü-nnâra-lletî tûrûn.
Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?
Vâkıa 71 (56.71) · 2 benzeşen âyet →
72
ءَأَنتُمۡ أَنشَأۡتُمۡ شَجَرَتَهَآ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنشِـُٔونَ
eentüm enşe'tüm şeceratehâ em naḥnü-lmünşiûn.
Onun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz?
Vâkıa 72 (56.72) · 4 benzeşen âyet →
73
نَحۡنُ جَعَلۡنَٰهَا تَذۡكِرَةٗ وَمَتَٰعٗا لِّلۡمُقۡوِينَ
naḥnü ce`alnâhâ teẕkiratev vemetâ`al lilmuḳvîn.
Biz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık.
Vâkıa 73 (56.73) · 8 benzeşen âyet →
74
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Şu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et.
Vâkıa 74 (56.74) · 23 benzeşen âyet →
75
۞فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
felâ uḳsimü bimevâḳi`i-nnücûm.
Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim.
Vâkıa 75 (56.75) · 3 benzeşen âyet →
76
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٞ لَّوۡ تَعۡلَمُونَ عَظِيمٌ
veinnehû leḳasemül lev ta`lemûne `ażîm.
Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir.
Vâkıa 76 (56.76) · 18 benzeşen âyet →
77
إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانٞ كَرِيمٞ
innehû leḳur'ânün kerîm.
Elbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir.
Vâkıa 77 (56.77) · 26 benzeşen âyet →
78
فِي كِتَٰبٖ مَّكۡنُونٖ
fî kitâbim meknûn.
Saklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır.
Vâkıa 78 (56.78) · 21 benzeşen âyet →
79
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ
lâ yemessühû ille-lmüṭahherûn.
Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz.
Vâkıa 79 (56.79) · 21 benzeşen âyet →
80
تَنزِيلٞ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.
Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
Vâkıa 80 (56.80) · 34 benzeşen âyet →
81
أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ
efebihâẕe-lḥadîŝi entüm müdhinûn.
Şimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz?
Vâkıa 81 (56.81) · 18 benzeşen âyet →
82
وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ
vetec`alûne rizḳaküm enneküm tükeẕẕibûn.
Ve rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz?
Vâkıa 82 (56.82) · 23 benzeşen âyet →
83
فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ
felevlâ iẕâ belegati-lḥulḳûm.
Hele can boğaza gelip dayandığında,
Vâkıa 83 (56.83) · 11 benzeşen âyet →
84
وَأَنتُمۡ حِينَئِذٖ تَنظُرُونَ
veentüm ḥîneiẕin tenżurûn.
Ki o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz,
Vâkıa 84 (56.84) · 9 benzeşen âyet →
85
وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ
venaḥnü aḳrabü ileyhi minküm velâkil lâ tübṣirûn.
Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz.
Vâkıa 85 (56.85) · 6 benzeşen âyet →
86
فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ
felevlâ in küntüm gayra medînîn.
İşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz,
Vâkıa 86 (56.86) · 4 benzeşen âyet →
87
تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
terci`ûnehâ in küntüm ṣâdiḳîn.
Eğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize.
Vâkıa 87 (56.87) · 15 benzeşen âyet →
88
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ
feemmâ in kâne mine-lmüḳarrabîn.
Eğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise,
Vâkıa 88 (56.88) · 5 benzeşen âyet →
89
فَرَوۡحٞ وَرَيۡحَانٞ وَجَنَّتُ نَعِيمٖ
feravḥuv verayḥânüv vecennâtü ne`îm.
Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur).
Vâkıa 89 (56.89) · 45 benzeşen âyet →
90
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ
veemmâ in kâne min aṣḥâbi-lyemîn.
Ve eğer "Ashab-ı Yemin"den ise,
Vâkıa 90 (56.90) · 15 benzeşen âyet →
91
فَسَلَٰمٞ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ
feselâmül leke min aṣḥâbi-lyemîn.
Artık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana.
Vâkıa 91 (56.91) · 32 benzeşen âyet →
92
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
veemmâ in kâne mine-lmükeẕẕibîne-ḍḍâllîn.
Ve eğer o, yalanlayan sapıklardan ise,
Vâkıa 92 (56.92) · 24 benzeşen âyet →
93
فَنُزُلٞ مِّنۡ حَمِيمٖ
fenüzülüm min ḥamîm.
Artık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır.
Vâkıa 93 (56.93) · 21 benzeşen âyet →
94
وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ
vetaṣliyetü ceḥîm.
Ve çılgınca yanan ateşe bir atılma da.
Vâkıa 94 (56.94) · 53 benzeşen âyet →
95
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ
inne hâẕâ lehüve ḥaḳḳu-lyeḳîn.
Şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin).
Vâkıa 95 (56.95) · 15 benzeşen âyet →
96
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Öyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et.
Vâkıa 96 (56.96) · 20 benzeşen âyet →