Necm Sûresi
53. sûre · 62 âyet · 1.074 benzeşen âyet · Mekkî · nüzul sırası 23
1
وَٱلنَّجۡمِ إِذَا هَوَىٰ
vennecmi iẕâ hevâ.
Battığı zaman yıldıza andolsun;
Necm 1 (53.1) · 18 benzeşen âyet →
2
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمۡ وَمَا غَوَىٰ
mâ ḍalle ṣâḥibüküm vemâ gavâ.
Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.
Necm 2 (53.2) · 20 benzeşen âyet →
3
وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلۡهَوَىٰٓ
vemâ yenṭiḳu `ani-lhevâ.
O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
Necm 3 (53.3) · 37 benzeşen âyet →
4
إِنۡ هُوَ إِلَّا وَحۡيٞ يُوحَىٰ
in hüve illâ vaḥyüy yûḥâ.
O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.
Necm 4 (53.4) · 42 benzeşen âyet →
5
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلۡقُوَىٰ
`allemehû şedîdü-lḳuvâ.
Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.
Necm 5 (53.5) · 18 benzeşen âyet →
6
ذُو مِرَّةٖ فَٱسۡتَوَىٰ
ẕû mirrah. festevâ.
(Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu.
Necm 6 (53.6) · 17 benzeşen âyet →
7
وَهُوَ بِٱلۡأُفُقِ ٱلۡأَعۡلَىٰ
vehüve bil'üfüḳi-l'a`lâ.
O, en yüksek bir ufuktaydı.
Necm 7 (53.7) · 2 benzeşen âyet →
8
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ
ŝümme denâ fetedellâ.
Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
Necm 8 (53.8) · 1 benzeşen âyet →
9
فَكَانَ قَابَ قَوۡسَيۡنِ أَوۡ أَدۡنَىٰ
fekâne ḳâbe ḳavseyni ev ednâ.
Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.
Necm 9 (53.9) · 2 benzeşen âyet →
10
فَأَوۡحَىٰٓ إِلَىٰ عَبۡدِهِۦ مَآ أَوۡحَىٰ
feevḥâ ilâ `abdihî mâ evḥâ.
Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.
Necm 10 (53.10) · 26 benzeşen âyet →
11
مَا كَذَبَ ٱلۡفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ
mâ keẕebe-lfüâdü mâ raâ.
Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.
Necm 11 (53.11) · 6 benzeşen âyet →
12
أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ
efetümârûnehû `alâ mâ yerâ.
Yine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız?
Necm 12 (53.12) · 8 benzeşen âyet →
13
وَلَقَدۡ رَءَاهُ نَزۡلَةً أُخۡرَىٰ
veleḳad raâhü nezleten uḫrâ.
Andolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü.
Necm 13 (53.13) · 8 benzeşen âyet →
14
عِندَ سِدۡرَةِ ٱلۡمُنتَهَىٰ
`inde sidrati-lmüntehâ.
Sidretü'l-Münteha'nın yanında.
Necm 14 (53.14) · 4 benzeşen âyet →
15
عِندَهَا جَنَّةُ ٱلۡمَأۡوَىٰٓ
`indehâ cennetü-lme'vâ.
Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır.
Necm 15 (53.15) · 11 benzeşen âyet →
16
إِذۡ يَغۡشَى ٱلسِّدۡرَةَ مَا يَغۡشَىٰ
iẕ yagşe-ssidrate mâ yagşâ.
Sidreyi örten örtmekte iken,
Necm 16 (53.16) · 2 benzeşen âyet →
17
مَا زَاغَ ٱلۡبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
mâ zâga-lbeṣaru vemâ ṭagâ.
Göz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı.
Necm 17 (53.17) · 2 benzeşen âyet →
18
لَقَدۡ رَأَىٰ مِنۡ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ
leḳad raâ min âyâti rabbihi-lkübrâ.
Andolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü.
Necm 18 (53.18) · 8 benzeşen âyet →
19
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱللَّـٰتَ وَٱلۡعُزَّىٰ
eferaeytümü-llâte vel`uzzâ.
Gördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza'yı.
Necm 19 (53.19) · 2 benzeşen âyet →
20
وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰٓ
vemenâte-ŝŝâliŝete-l'uḫrâ.
Ve üçüncü (put) olan Menat'ı(n herhangi bir güçleri var mı)?
Necm 20 (53.20) · 13 benzeşen âyet →
21
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلۡأُنثَىٰ
elekümü-ẕẕekeru velehü-l'ünŝâ.
Erkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu?
Necm 21 (53.21) · 39 benzeşen âyet →
22
تِلۡكَ إِذٗا قِسۡمَةٞ ضِيزَىٰٓ
tilke iẕen ḳismetün ḍîzâ.
Eğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşma.
Necm 22 (53.22) · 12 benzeşen âyet →
23
إِنۡ هِيَ إِلَّآ أَسۡمَآءٞ سَمَّيۡتُمُوهَآ أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلۡطَٰنٍۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهۡوَى ٱلۡأَنفُسُۖ وَلَقَدۡ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلۡهُدَىٰٓ
in hiye illâ esmâün semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ enzele-llâhü bihâ min sülṭân. iy yettebi`ûne ille-żżanne vemâ tehve-l'enfüs. veleḳad câehüm mir rabbihimü-lhüdâ.
Bu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili 'hiçbir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir.
Necm 23 (53.23) · 50 benzeşen âyet →
24
أَمۡ لِلۡإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ
em lil'insâni mâ temennâ.
Yoksa insana 'her arzu edip dilekte bulunduğu' şey mi var?
Necm 24 (53.24) · 20 benzeşen âyet →
25
فَلِلَّهِ ٱلۡأٓخِرَةُ وَٱلۡأُولَىٰ
felillâhi-l'âḫiratü vel'ûlâ.
İşte son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır.
Necm 25 (53.25) · 5 benzeşen âyet →
26
۞وَكَم مِّن مَّلَكٖ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغۡنِي شَفَٰعَتُهُمۡ شَيۡـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ أَن يَأۡذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرۡضَىٰٓ
vekem mim melekin fi-ssemâvâti lâ tugnî şefâ`atühüm şey'en illâ mim ba`di ey ye'ẕene-llâhü limey yeşâü veyerḍâ.
Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka.
Necm 26 (53.26) · 30 benzeşen âyet →
27
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلۡمَلَـٰٓئِكَةَ تَسۡمِيَةَ ٱلۡأُنثَىٰ
inne-lleẕîne lâ yü'minûne bil'âḫirati leyüsemmûne-lmelâikete tesmiyete-l'ünŝâ.
Gerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar.
Necm 27 (53.27) · 20 benzeşen âyet →
28
وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمٍۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغۡنِي مِنَ ٱلۡحَقِّ شَيۡـٔٗا
vemâ lehüm bihî min `ilm. iy yettebi`ûne ille-żżanne. veinne-żżanne lâ yugnî mine-lḥaḳḳi şey'â.
Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz.
Necm 28 (53.28) · 16 benzeşen âyet →
29
فَأَعۡرِضۡ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكۡرِنَا وَلَمۡ يُرِدۡ إِلَّا ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا
fea`riḍ `am men tevellâ `an ẕikrinâ velem yürid ille-lḥayâte-ddünyâ.
Şu halde sen, Bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir.
Necm 29 (53.29) · 29 benzeşen âyet →
30
ذَٰلِكَ مَبۡلَغُهُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱهۡتَدَىٰ
ẕâlike mebleguhüm mine-l`ilm. inne rabbeke hüve a`lemü bimen ḍalle `an sebîlihî vehüve a`lemü bimeni-htedâ.
İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Şüphesiz, senin Rabbin; Kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur.
Necm 30 (53.30) · 14 benzeşen âyet →
31
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ لِيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ أَسَـٰٓـُٔواْ بِمَا عَمِلُواْ وَيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ بِٱلۡحُسۡنَى
velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍi liyecziye-lleẕîne esâü bimâ `amilû veyecziye-lleẕîne aḥsenû bilḥusnâ.
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir.
Necm 31 (53.31) · 30 benzeşen âyet →
32
ٱلَّذِينَ يَجۡتَنِبُونَ كَبَـٰٓئِرَ ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلۡمَغۡفِرَةِۚ هُوَ أَعۡلَمُ بِكُمۡ إِذۡ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ وَإِذۡ أَنتُمۡ أَجِنَّةٞ فِي بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمۡۖ فَلَا تُزَكُّوٓاْ أَنفُسَكُمۡۖ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ
elleẕîne yectenibûne kebâira-l'iŝmi velfevâḥişe ille-llemem. inne rabbeke vâsi`u-lmagfirah. hüve a`lemü biküm iẕ enşeeküm mine-l'arḍi veiẕ entüm ecinnetün fî büṭûni ümmehâtiküm. felâ tüzekkû enfüseküm. hüve a`lemü bimeni-tteḳâ.
Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir.
Necm 32 (53.32) · 58 benzeşen âyet →
33
أَفَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي تَوَلَّىٰ
eferaeyte-lleẕî tevellâ.
Şimdi, o yüz çevireni gördün mü?
Necm 33 (53.33) · 8 benzeşen âyet →
34
وَأَعۡطَىٰ قَلِيلٗا وَأَكۡدَىٰٓ
vea`ṭâ ḳalîlev veekdâ.
Azıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu.
Necm 34 (53.34) · 22 benzeşen âyet →
35
أَعِندَهُۥ عِلۡمُ ٱلۡغَيۡبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ
e`indehû `ilmü-lgaybi fehüve yerâ.
Gaybın ilmi onun yanında da o mu görüyor?
Necm 35 (53.35) · 14 benzeşen âyet →
36
أَمۡ لَمۡ يُنَبَّأۡ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَىٰ
em lem yünebbe' bimâ fî ṣuḥufi mûsâ.
Yoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi?
Necm 36 (53.36) · 17 benzeşen âyet →
37
وَإِبۡرَٰهِيمَ ٱلَّذِي وَفَّىٰٓ
veibrâhime-lleẕî veffâ.
Ve vefa eden İbrahim'in (sahifelerinde) olan...
Necm 37 (53.37) · 7 benzeşen âyet →
38
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٞ وِزۡرَ أُخۡرَىٰ
ellâ teziru vâziratüv vizra uḫrâ.
Doğrusu, hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez.
Necm 38 (53.38) · 19 benzeşen âyet →
39
وَأَن لَّيۡسَ لِلۡإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ
veel leyse lil'insâni illâ mâ se`â.
Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur.
Necm 39 (53.39) · 24 benzeşen âyet →
40
وَأَنَّ سَعۡيَهُۥ سَوۡفَ يُرَىٰ
veenne sa`yehû sevfe yürâ.
Şüphesiz kendi emeği (veya çabası) görülecektir.
Necm 40 (53.40) · 14 benzeşen âyet →
41
ثُمَّ يُجۡزَىٰهُ ٱلۡجَزَآءَ ٱلۡأَوۡفَىٰ
ŝümme yüczâhü-lcezâe-l'evfâ.
Sonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir.
Necm 41 (53.41) · 21 benzeşen âyet →
42
وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلۡمُنتَهَىٰ
veenne ilâ rabbike-lmüntehâ.
Elbette son varış Rabbine olacaktır.
Necm 42 (53.42) · 25 benzeşen âyet →
43
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضۡحَكَ وَأَبۡكَىٰ
veennehû hüve aḍḥake veebkâ.
Doğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur.
Necm 43 (53.43) · 8 benzeşen âyet →
44
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحۡيَا
veennehû hüve emâte veaḥyâ.
Doğrusu, öldüren ve dirilten O'dur.
Necm 44 (53.44) · 20 benzeşen âyet →
45
وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوۡجَيۡنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰ
veennehû ḫaleḳa-zzevceyni-ẕẕekera vel'ünŝâ.
Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur.
Necm 45 (53.45) · 9 benzeşen âyet →
46
مِن نُّطۡفَةٍ إِذَا تُمۡنَىٰ
min nuṭfetin iẕâ tümnâ.
Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman.
Necm 46 (53.46) · 17 benzeşen âyet →
47
وَأَنَّ عَلَيۡهِ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰ
veenne `aleyhi-nneş'ete-l'uḫrâ.
Gerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş'et) de O'na aittir.
Necm 47 (53.47) · 9 benzeşen âyet →
48
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغۡنَىٰ وَأَقۡنَىٰ
veennehû hüve agnâ veaḳnâ.
Doğrusu, muhtaç olmaktan O kurtardı ve sermaye verip-hoşnut kıldı.
Necm 48 (53.48) · 22 benzeşen âyet →
49
وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعۡرَىٰ
veennehû hüve rabbü-şşi`râ.
Doğrusu, 'Şi'ra (yıldızı)nın' Rabbi O'dur.
Necm 49 (53.49) · 14 benzeşen âyet →
50
وَأَنَّهُۥٓ أَهۡلَكَ عَادًا ٱلۡأُولَىٰ
veennehû ehleke `âden-l'ûlâ.
Doğrusu, önce gelen Ad (halkın)ı O yıkıma uğrattı.
Necm 50 (53.50) · 22 benzeşen âyet →
51
وَثَمُودَاْ فَمَآ أَبۡقَىٰ
veŝemûde femâ ebḳâ.
Semud'u da. Böylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı.
Necm 51 (53.51) · 18 benzeşen âyet →
52
وَقَوۡمَ نُوحٖ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ هُمۡ أَظۡلَمَ وَأَطۡغَىٰ
veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû hüm ażleme veaṭgâ.
Daha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar.
Necm 52 (53.52) · 12 benzeşen âyet →
53
وَٱلۡمُؤۡتَفِكَةَ أَهۡوَىٰ
velmü'tefikete ehvâ.
Altı üstüne gelen (Lut kavminin) şehirlerini de O yerin dibine geçirdi.
Necm 53 (53.53) · 8 benzeşen âyet →
54
فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ
fegaşşâhâ mâ gaşşâ.
Böylece ona (o toplumun başına) sardırdığını sardırdı.
Necm 54 (53.54) · 12 benzeşen âyet →
55
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ
febieyyi âlâi rabbike tetemârâ.
Öyleyse, Rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsun?
Necm 55 (53.55) · 17 benzeşen âyet →
56
هَٰذَا نَذِيرٞ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلۡأُولَىٰٓ
hâẕâ neẕîrum mine-nnüẕüri-l'ûlâ.
Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
Necm 56 (53.56) · 22 benzeşen âyet →
57
أَزِفَتِ ٱلۡأٓزِفَةُ
ezifeti-l'âzifeh.
O yaklaşmakta olan yaklaştı.
Necm 57 (53.57) · 15 benzeşen âyet →
58
لَيۡسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ
leyse lehâ min dûni-llâhi kâşifeh.
Onu Allah'ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiçbir güç yoktur).
Necm 58 (53.58) · 18 benzeşen âyet →
59
أَفَمِنۡ هَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ تَعۡجَبُونَ
efemin hâẕe-lḥadîŝi ta`cebûn.
Şimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz?
Necm 59 (53.59) · 25 benzeşen âyet →
60
وَتَضۡحَكُونَ وَلَا تَبۡكُونَ
vetaḍḥakûne velâ tebkûn.
(Alayla) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz.
Necm 60 (53.60) · 7 benzeşen âyet →
61
وَأَنتُمۡ سَٰمِدُونَ
veentüm sâmidûn.
Ve şuursuzca baş kaldırıyorsunuz.
Necm 61 (53.61) · 5 benzeşen âyet →
62
فَٱسۡجُدُواْۤ لِلَّهِۤ وَٱعۡبُدُواْ۩
fescüdû lillâhi va`büdû.
Hemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin.
Necm 62 (53.62) · 53 benzeşen âyet →