Zâriyât Sûresi
51. sûre · 60 âyet · 926 benzeşen âyet · Mekkî · nüzul sırası 67
1
وَٱلذَّـٰرِيَٰتِ ذَرۡوٗا
veẕẕâriyâti ẕervâ.
Tozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara,
Zâriyât 1 (51.1) · 10 benzeşen âyet →
2
فَٱلۡحَٰمِلَٰتِ وِقۡرٗا
felḥâmilâti viḳrâ.
Derken, ağır yük taşıyan (bulut)lara.
Zâriyât 2 (51.2) · 21 benzeşen âyet →
3
فَٱلۡجَٰرِيَٰتِ يُسۡرٗا
felcâriyâti yüsrâ.
Sonra kolaylıkla akıp gidenlere,
Zâriyât 3 (51.3) · 15 benzeşen âyet →
4
فَٱلۡمُقَسِّمَٰتِ أَمۡرًا
felmüḳassimâti emrâ.
Sonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun.
Zâriyât 4 (51.4) · 7 benzeşen âyet →
5
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٞ
innemâ tû`adûne leṣâdiḳ.
Size va'dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.
Zâriyât 5 (51.5) · 9 benzeşen âyet →
6
وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٞ
veinne-ddîne levâḳi`.
Şüphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerçekleşecektir.
Zâriyât 6 (51.6) · 15 benzeşen âyet →
7
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلۡحُبُكِ
vessemâi ẕâti-lḥubük.
'Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış' göğe andolsun;
Zâriyât 7 (51.7) · 14 benzeşen âyet →
8
إِنَّكُمۡ لَفِي قَوۡلٖ مُّخۡتَلِفٖ
inneküm lefî ḳavlim muḫtelif.
Siz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz.
Zâriyât 8 (51.8) · 20 benzeşen âyet →
9
يُؤۡفَكُ عَنۡهُ مَنۡ أُفِكَ
yü'fekü `anhü men üfik.
Ondan çevrilen çevrilir,
Zâriyât 9 (51.9) · 17 benzeşen âyet →
10
قُتِلَ ٱلۡخَرَّـٰصُونَ
ḳutile-lḫarrâṣûn.
Kahrolsun, o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler';
Zâriyât 10 (51.10) · 11 benzeşen âyet →
11
ٱلَّذِينَ هُمۡ فِي غَمۡرَةٖ سَاهُونَ
elleẕîne hüm fî gamratin sâhûn.
Ki onlar, 'bilgisizliğin kuşatması' içinde habersizdirler.
Zâriyât 11 (51.11) · 9 benzeşen âyet →
12
يَسۡـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوۡمُ ٱلدِّينِ
yes'elûne eyyâne yevmü-ddîn.
"Hesap ve ceza (din) günü ne zaman?" diye sorarlar.
Zâriyât 12 (51.12) · 18 benzeşen âyet →
13
يَوۡمَ هُمۡ عَلَى ٱلنَّارِ يُفۡتَنُونَ
yevme hüm `ale-nnâri yüftenûn.
O gün onlar, ateşin üstünde tutulup-eritilecekler:
Zâriyât 13 (51.13) · 7 benzeşen âyet →
14
ذُوقُواْ فِتۡنَتَكُمۡ هَٰذَا ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تَسۡتَعۡجِلُونَ
ẕûḳû fitneteküm. hâẕe-lleẕî küntüm bihî testa`cilûn.
"Tadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir."
Zâriyât 14 (51.14) · 28 benzeşen âyet →
15
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّـٰتٖ وَعُيُونٍ
inne-lmütteḳîne fî cennâtiv ve`uyûn.
Şüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar;
Zâriyât 15 (51.15) · 18 benzeşen âyet →
16
ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُحۡسِنِينَ
âḫiẕîne mâ âtâhüm rabbühüm. innehüm kânû ḳable ẕâlike muḥsinîn.
Rablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı.
Zâriyât 16 (51.16) · 25 benzeşen âyet →
17
كَانُواْ قَلِيلٗا مِّنَ ٱلَّيۡلِ مَا يَهۡجَعُونَ
kânû ḳalîlem mine-lleyli mâ yehce`ûn.
Gece-boyunca da pek az uyurlardı.
Zâriyât 17 (51.17) · 17 benzeşen âyet →
18
وَبِٱلۡأَسۡحَارِ هُمۡ يَسۡتَغۡفِرُونَ
vebil'esḥâri hüm yestagfirûn.
Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.
Zâriyât 18 (51.18) · 36 benzeşen âyet →
19
وَفِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقّٞ لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ
vefî emvâlihim ḥaḳḳul lissâili velmaḥrûm.
Onların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı.
Zâriyât 19 (51.19) · 23 benzeşen âyet →
20
وَفِي ٱلۡأَرۡضِ ءَايَٰتٞ لِّلۡمُوقِنِينَ
vefi-l'arḍi âyâtül lilmûḳinîn.
Yeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır.
Zâriyât 20 (51.20) · 21 benzeşen âyet →
21
وَفِيٓ أَنفُسِكُمۡۚ أَفَلَا تُبۡصِرُونَ
vefî enfüsiküm. efelâ tübṣirûn.
Ve kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz?
Zâriyât 21 (51.21) · 6 benzeşen âyet →
22
وَفِي ٱلسَّمَآءِ رِزۡقُكُمۡ وَمَا تُوعَدُونَ
vefi-ssemâi rizḳuküm vemâ tû`adûn.
Gökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da.
Zâriyât 22 (51.22) · 14 benzeşen âyet →
23
فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ إِنَّهُۥ لَحَقّٞ مِّثۡلَ مَآ أَنَّكُمۡ تَنطِقُونَ
feverabbi-ssemâi vel'arḍi innehû leḥaḳḳum miŝle mâ enneküm tenṭiḳûn.
İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir.
Zâriyât 23 (51.23) · 4 benzeşen âyet →
24
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ
hel etâke ḥadîŝü ḍayfi ibrâhîme-lmükramîn.
Sana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi?
Zâriyât 24 (51.24) · 9 benzeşen âyet →
25
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمٗاۖ قَالَ سَلَٰمٞ قَوۡمٞ مُّنكَرُونَ
iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle selâm. ḳavmüm münkerûn.
Hani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk."
Zâriyât 25 (51.25) · 7 benzeşen âyet →
26
فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجۡلٖ سَمِينٖ
ferâga ilâ ehlihî fecâe bi`iclin semîn.
Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi.
Zâriyât 26 (51.26) · 4 benzeşen âyet →
27
فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيۡهِمۡ قَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ
feḳarrabehû ileyhim ḳâle elâ te'külûn.
Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi.
Zâriyât 27 (51.27) · 7 benzeşen âyet →
28
فَأَوۡجَسَ مِنۡهُمۡ خِيفَةٗۖ قَالُواْ لَا تَخَفۡۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٖ
feevcese minhüm ḫîfeh. ḳâlû lâ teḫaf. vebeşşerûhü bigulâmin `alîm.
(Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler.
Zâriyât 28 (51.28) · 7 benzeşen âyet →
29
فَأَقۡبَلَتِ ٱمۡرَأَتُهُۥ فِي صَرَّةٖ فَصَكَّتۡ وَجۡهَهَا وَقَالَتۡ عَجُوزٌ عَقِيمٞ
feaḳbeleti-mraetühû fî ṣarratin feṣakket vechehâ veḳâlet `acûzün `aḳîm.
Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi.
Zâriyât 29 (51.29) · 5 benzeşen âyet →
30
قَالُواْ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡحَكِيمُ ٱلۡعَلِيمُ
ḳâlû keẕâliki ḳâle rabbük. innehû hüve-lḥakîmü-l`alîm.
Dediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir."
Zâriyât 30 (51.30) · 17 benzeşen âyet →
31
۞قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ
ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.
(İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?"
Zâriyât 31 (51.31) · 4 benzeşen âyet →
32
قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمٖ مُّجۡرِمِينَ
ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.
"Doğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler.
Zâriyât 32 (51.32) · 14 benzeşen âyet →
33
لِنُرۡسِلَ عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةٗ مِّن طِينٖ
linürsile `aleyhim ḥicâratem min ṭîn.
"Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için."
Zâriyât 33 (51.33) · 11 benzeşen âyet →
34
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلۡمُسۡرِفِينَ
müsevvemeten `inde rabbike lilmüsrifîn.
"(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin Katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir."
Zâriyât 34 (51.34) · 19 benzeşen âyet →
35
فَأَخۡرَجۡنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
feaḫracnâ men kâne fîhâ mine-lmü'minîn.
Bu arada, mü'minlerden orda kim varsa çıkardık.
Zâriyât 35 (51.35) · 8 benzeşen âyet →
36
فَمَا وَجَدۡنَا فِيهَا غَيۡرَ بَيۡتٖ مِّنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ
femâ vecednâ fîhâ gayra beytim mine-lmüslimîn.
Ne var ki, orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık.
Zâriyât 36 (51.36) · 17 benzeşen âyet →
37
وَتَرَكۡنَا فِيهَآ ءَايَةٗ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ
veteraknâ fîhâ âyetel lilleẕîne yeḫâfûne-l`aẕâbe-l'elîm.
Ve orada, acı bir azaptan korkanlar için bir ayet bıraktık.
Zâriyât 37 (51.37) · 8 benzeşen âyet →
38
وَفِي مُوسَىٰٓ إِذۡ أَرۡسَلۡنَٰهُ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ بِسُلۡطَٰنٖ مُّبِينٖ
vefî mûsâ iẕ erselnâhü ilâ fir`avne bisülṭânim mübîn.
Musa (olayın)da da (düşündürücü ayetler vardır). Hani Biz onu açık bir delille Firavun'a göndermiştik;
Zâriyât 38 (51.38) · 26 benzeşen âyet →
39
فَتَوَلَّىٰ بِرُكۡنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونٞ
fetevellâ biruknihî veḳâle sâḥirun ev mecnûn.
Fakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi.
Zâriyât 39 (51.39) · 16 benzeşen âyet →
40
فَأَخَذۡنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٞ
feeḫaẕnâhü vecünûdehû fenebeẕnâhüm fi-lyemmi vehüve mülîm.
Bunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak işler yapıyordu.'
Zâriyât 40 (51.40) · 16 benzeşen âyet →
41
وَفِي عَادٍ إِذۡ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلۡعَقِيمَ
vefî `âdin iẕ erselnâ `aleyhimü-rrîḥa-l`aḳîm.
Ad (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onların üzerine köklerini kesen (akim) bir rüzgar gönderdik.
Zâriyât 41 (51.41) · 17 benzeşen âyet →
42
مَا تَذَرُ مِن شَيۡءٍ أَتَتۡ عَلَيۡهِ إِلَّا جَعَلَتۡهُ كَٱلرَّمِيمِ
mâ teẕeru min şey'in etet `aleyhi illâ ce`alethü kelramîm.
Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp-kül gibi dağıtıyordu.
Zâriyât 42 (51.42) · 11 benzeşen âyet →
43
وَفِي ثَمُودَ إِذۡ قِيلَ لَهُمۡ تَمَتَّعُواْ حَتَّىٰ حِينٖ
vefî ŝemûde iẕ ḳîle lehüm temette`û ḥattâ ḥîn.
Semud (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın" denmişti.
Zâriyât 43 (51.43) · 10 benzeşen âyet →
44
فَعَتَوۡاْ عَنۡ أَمۡرِ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ وَهُمۡ يَنظُرُونَ
fe`atev `an emri rabbihim feeḫaẕethümu-ṣṣâ`iḳatü vehüm yenżurûn.
Ancak Rablerinin emrine baş kaldırdılar; böylece bakıp-dururlarken, onları yıldırım çarpıp-yakaladı.
Zâriyât 44 (51.44) · 22 benzeşen âyet →
45
فَمَا ٱسۡتَطَٰعُواْ مِن قِيَامٖ وَمَا كَانُواْ مُنتَصِرِينَ
feme-steṭâ`û min ḳiyâmiv vemâ kânû münteṣirîn.
Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler.
Zâriyât 45 (51.45) · 12 benzeşen âyet →
46
وَقَوۡمَ نُوحٖ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمٗا فَٰسِقِينَ
veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû ḳavmen fâsiḳîn.
Bundan önce Nuh kavmini de (yıkıma uğrattık). Çünkü onlar da fasık bir kavim idi.
Zâriyât 46 (51.46) · 15 benzeşen âyet →
47
وَٱلسَّمَآءَ بَنَيۡنَٰهَا بِأَيۡيْدٖ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
vessemâe beneynâhâ bieydiv veinnâ lemûsi`ûn.
Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.
Zâriyât 47 (51.47) · 18 benzeşen âyet →
48
وَٱلۡأَرۡضَ فَرَشۡنَٰهَا فَنِعۡمَ ٱلۡمَٰهِدُونَ
vel'arḍa feraşnâhâ feni`me-lmâhidûn.
Yeri de Biz döşeyip-yaydık; ne güzel döşeyici(yiz).
Zâriyât 48 (51.48) · 11 benzeşen âyet →
49
وَمِن كُلِّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَا زَوۡجَيۡنِ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ
vemin külli şey'in ḫalaḳnâ zevceyni le`alleküm teẕekkerûn.
Ve Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz.
Zâriyât 49 (51.49) · 22 benzeşen âyet →
50
فَفِرُّوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۖ إِنِّي لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرٞ مُّبِينٞ
fefirrû ile-llâh. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.
Öyleyse, Allah'a doğru (yönelip, şirkten ve bozulmalardan) kaçın. Gerçekten Ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum.
Zâriyât 50 (51.50) · 15 benzeşen âyet →
51
وَلَا تَجۡعَلُواْ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۖ إِنِّي لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرٞ مُّبِينٞ
velâ tec`alû me`a-llâhi ilâhen âḫar. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.
Allah ile beraber başka bir İlah(ı ortak) kılmayın. Gerçekten sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum.
Zâriyât 51 (51.51) · 29 benzeşen âyet →
52
كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُواْ سَاحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونٌ
keẕâlike mâ ete-lleẕîne min ḳablihim mir rasûlin illâ ḳâlû sâḥirun ev mecnûn.
İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir.
Zâriyât 52 (51.52) · 30 benzeşen âyet →
53
أَتَوَاصَوۡاْ بِهِۦۚ بَلۡ هُمۡ قَوۡمٞ طَاغُونَ
etevâṣav bih. bel hüm ḳavmün ṭâgûn.
Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın (tağiy)' bir kavimdirler.
Zâriyât 53 (51.53) · 4 benzeşen âyet →
54
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٖ
fetevelle `anhüm femâ ente bimelûm.
Öyleyse sen, onlardan yüz çevir; artık kınanacak değilsin.
Zâriyât 54 (51.54) · 12 benzeşen âyet →
55
وَذَكِّرۡ فَإِنَّ ٱلذِّكۡرَىٰ تَنفَعُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
veẕekkir feinne-ẕẕikrâ tenfe`u-lmü'minîn.
Sen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, mü'minlere yarar sağlar.
Zâriyât 55 (51.55) · 40 benzeşen âyet →
56
وَمَا خَلَقۡتُ ٱلۡجِنَّ وَٱلۡإِنسَ إِلَّا لِيَعۡبُدُونِ
vemâ ḫalaḳtü-lcinne vel'inse illâ liya`büdûn.
Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.
Zâriyât 56 (51.56) · 28 benzeşen âyet →
57
مَآ أُرِيدُ مِنۡهُم مِّن رِّزۡقٖ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطۡعِمُونِ
mâ ürîdü minhüm mir rizḳiv vemâ ürîdü ey yuṭ`imûn.
Ben, onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyurup-beslemelerini de istemiyorum.
Zâriyât 57 (51.57) · 5 benzeşen âyet →
58
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلۡقُوَّةِ ٱلۡمَتِينُ
inne-llâhe hüve-rrazzâḳu ẕü-lḳuvveti-lmetîn.
Hiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır.
Zâriyât 58 (51.58) · 26 benzeşen âyet →
59
فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ ذَنُوبٗا مِّثۡلَ ذَنُوبِ أَصۡحَٰبِهِمۡ فَلَا يَسۡتَعۡجِلُونِ
feinne lilleẕîne żalemû ẕenûbem miŝle ẕenûbi aṣḥâbihim felâ yesta`cilûn.
Artık gerçekten, zulmedenler için, (geçmişteki) arkadaşlarının günahlarına benzer bir günah vardır. Şu halde acele etmesinler.
Zâriyât 59 (51.59) · 15 benzeşen âyet →
60
فَوَيۡلٞ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن يَوۡمِهِمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ
feveylül lilleẕîne keferû miy yevmihimü-lleẕî yû`adûn.
Kendilerine va'dedilen o (azap) günlerinden dolayı vay o inkar edenlere.
Zâriyât 60 (51.60) · 24 benzeşen âyet →