Duhân Sûresi
44. sûre · 59 âyet · 945 benzeşen âyet · Mekkî · nüzul sırası 64
2
وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ
velkitâbi-lmübîn.
Apaçık Kitab'a andolsun;
Duhân 2 (44.2) · 14 benzeşen âyet →
3
إِنَّآ أَنزَلۡنَٰهُ فِي لَيۡلَةٖ مُّبَٰرَكَةٍۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
innâ enzelnâhü fî leyletim mübâraketin innâ künnâ münẕirîn.
Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten Biz uyaranlarız.
Duhân 3 (44.3) · 16 benzeşen âyet →
4
فِيهَا يُفۡرَقُ كُلُّ أَمۡرٍ حَكِيمٍ
fîhâ yüfraḳu küllü emrin ḥakîm.
Ki onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır.
Duhân 4 (44.4) · 9 benzeşen âyet →
5
أَمۡرٗا مِّنۡ عِندِنَآۚ إِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ
emram min `indinâ. innâ künnâ mürsilîn.
Katımız'dan bir emir ile; doğrusu Biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.
Duhân 5 (44.5) · 17 benzeşen âyet →
6
رَحۡمَةٗ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
raḥmetem mir rabbik. innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.
Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
Duhân 6 (44.6) · 14 benzeşen âyet →
7
رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
rabbi-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.
Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Duhân 7 (44.7) · 21 benzeşen âyet →
8
لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ
lâ ilâhe illâ hüve yuḥyî veyümît. rabbüküm verabbü âbâikümü-l'evvelîn.
O'ndan başka İlah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
Duhân 8 (44.8) · 20 benzeşen âyet →
9
بَلۡ هُمۡ فِي شَكّٖ يَلۡعَبُونَ
bel hüm fî şekkiy yel`abûn.
Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp-oyalanıyorlar.
Duhân 9 (44.9) · 21 benzeşen âyet →
10
فَٱرۡتَقِبۡ يَوۡمَ تَأۡتِي ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٖ مُّبِينٖ
ferteḳib yevme te'ti-ssemâü bidüḫânim mübîn.
Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle;
Duhân 10 (44.10) · 10 benzeşen âyet →
11
يَغۡشَى ٱلنَّاسَۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٞ
yagşe-nnâs. hâẕâ `aẕâbün elîm.
(Bu duman) insanları sarıp-kuşatıverir. İşte bu, acı bir azaptır.
Duhân 11 (44.11) · 13 benzeşen âyet →
12
رَّبَّنَا ٱكۡشِفۡ عَنَّا ٱلۡعَذَابَ إِنَّا مُؤۡمِنُونَ
rabbene-kşif `anne-l`aẕâbe innâ mü'minûn.
"Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp-gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz."
Duhân 12 (44.12) · 22 benzeşen âyet →
13
أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكۡرَىٰ وَقَدۡ جَآءَهُمۡ رَسُولٞ مُّبِينٞ
ennâ lehümü-ẕẕikrâ veḳad câehüm rasûlüm mübîn.
Onlar için öğüt alıp-düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.
Duhân 13 (44.13) · 23 benzeşen âyet →
14
ثُمَّ تَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ وَقَالُواْ مُعَلَّمٞ مَّجۡنُونٌ
ŝümme tevellev `anhü veḳâlû mü`allemüm mecnûn.
Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir."
Duhân 14 (44.14) · 29 benzeşen âyet →
15
إِنَّا كَاشِفُواْ ٱلۡعَذَابِ قَلِيلًاۚ إِنَّكُمۡ عَآئِدُونَ
innâ kâşifü-l`aẕâbi ḳalîlen inneküm `âidûn.
Biz sizden bu azabı biraz açıp-gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz.
Duhân 15 (44.15) · 14 benzeşen âyet →
16
يَوۡمَ نَبۡطِشُ ٱلۡبَطۡشَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ
yevme nebṭişü-lbaṭşete-lkübrâ. innâ münteḳimûn.
Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette Biz intikam alacağız.
Duhân 16 (44.16) · 31 benzeşen âyet →
17
۞وَلَقَدۡ فَتَنَّا قَبۡلَهُمۡ قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَ وَجَآءَهُمۡ رَسُولٞ كَرِيمٌ
veleḳad fetennâ ḳablehüm ḳavme fir`avne vecâehüm rasûlün kerîm.
Andolsun, Biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti;
Duhân 17 (44.17) · 21 benzeşen âyet →
18
أَنۡ أَدُّوٓاْ إِلَيَّ عِبَادَ ٱللَّهِۖ إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ
en eddû ileyye `ibâde-llâh. innî leküm rasûlün emîn.
"Allah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim" (demişti).
Duhân 18 (44.18) · 11 benzeşen âyet →
19
وَأَن لَّا تَعۡلُواْ عَلَى ٱللَّهِۖ إِنِّيٓ ءَاتِيكُم بِسُلۡطَٰنٖ مُّبِينٖ
veel lâ ta`lû `ale-llâh. innî âtîküm bisülṭânim mübîn.
"Allah'a karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık, bir delil getiriyorum."
Duhân 19 (44.19) · 22 benzeşen âyet →
20
وَإِنِّي عُذۡتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمۡ أَن تَرۡجُمُونِ
veinnî `uẕtü birabbî verabbiküm en tercümûn.
"Ve doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım."
Duhân 20 (44.20) · 17 benzeşen âyet →
21
وَإِن لَّمۡ تُؤۡمِنُواْ لِي فَٱعۡتَزِلُونِ
veil lem tü'minû lî fa`tezilûn.
"Eğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup-ayrılın."
Duhân 21 (44.21) · 14 benzeşen âyet →
22
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ قَوۡمٞ مُّجۡرِمُونَ
fede`â rabbehû enne hâülâi ḳavmüm mücrimûn.
Sonunda Rabbine: "Gerçekten bunlar, suçlu-günahkar bir kavimdirler" diye dua etti.
Duhân 22 (44.22) · 25 benzeşen âyet →
23
فَأَسۡرِ بِعِبَادِي لَيۡلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
feesri bi`ibâdî leylen inneküm müttebe`ûn.
(Allah da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi).
Duhân 23 (44.23) · 5 benzeşen âyet →
24
وَٱتۡرُكِ ٱلۡبَحۡرَ رَهۡوًاۖ إِنَّهُمۡ جُندٞ مُّغۡرَقُونَ
vetruki-lbaḥra rahvâ. innehüm cündüm mugraḳûn.
"Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur."
Duhân 24 (44.24) · 7 benzeşen âyet →
25
كَمۡ تَرَكُواْ مِن جَنَّـٰتٖ وَعُيُونٖ
kem terakû min cennâtiv ve`uyûn.
Onlar nice bahçeler ve pınarlar terk etmişlerdi;
Duhân 25 (44.25) · 7 benzeşen âyet →
26
وَزُرُوعٖ وَمَقَامٖ كَرِيمٖ
vezürû`iv vemeḳâmin kerîm.
(Nice) Ekinler, güzel konaklar,
Duhân 26 (44.26) · 7 benzeşen âyet →
27
وَنَعۡمَةٖ كَانُواْ فِيهَا فَٰكِهِينَ
vena`metin kânû fîhâ fâkihîn.
Ve içlerinde 'sevinç ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler,
Duhân 27 (44.27) · 7 benzeşen âyet →
28
كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ
keẕâlik. veevraŝnâhâ ḳavmen âḫarîn.
İşte böyle; Biz bunları başka bir kavme miras olarak verdik.
Duhân 28 (44.28) · 19 benzeşen âyet →
29
فَمَا بَكَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَا كَانُواْ مُنظَرِينَ
femâ beket `aleyhimü-ssemâü vel'arḍu vemâ kânû münżarîn.
Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi.
Duhân 29 (44.29) · 17 benzeşen âyet →
30
وَلَقَدۡ نَجَّيۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَـٰٓءِيلَ مِنَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡمُهِينِ
veleḳad necceynâ benî isrâîle mine-l`aẕâbi-lmühîn.
Andolsun, Biz İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan kurtardık.
Duhân 30 (44.30) · 7 benzeşen âyet →
31
مِن فِرۡعَوۡنَۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيٗا مِّنَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ
min fir`avn. innehû kâne `âliyem mine-lmüsrifîn.
Firavun'dan. Çünkü, o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi.
Duhân 31 (44.31) · 16 benzeşen âyet →
32
وَلَقَدِ ٱخۡتَرۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ عِلۡمٍ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
veleḳadi-ḫternâhüm `alâ `ilmin `ale-l`âlemîn.
Andolsun, Biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.
Duhân 32 (44.32) · 15 benzeşen âyet →
33
وَءَاتَيۡنَٰهُم مِّنَ ٱلۡأٓيَٰتِ مَا فِيهِ بَلَـٰٓؤٞاْ مُّبِينٌ
veâteynâhüm mine-l'âyâti mâ fîhi belâüm mübîn.
Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.
Duhân 33 (44.33) · 36 benzeşen âyet →
34
إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ
inne hâülâi leyeḳûlûn.
Muhakkak, bunlar da diyorlar ki:
Duhân 34 (44.34) · 5 benzeşen âyet →
35
إِنۡ هِيَ إِلَّا مَوۡتَتُنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُنشَرِينَ
in hiye illâ mevtetüne-l'ûlâ vemâ naḥnü bimünşerîn.
"(Bütün herşey) Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip-kaldırılacak değiliz."
Duhân 35 (44.35) · 25 benzeşen âyet →
36
فَأۡتُواْ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
fe'tû biâbâinâ in küntüm ṣâdiḳîn.
"Eğer doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım."
Duhân 36 (44.36) · 18 benzeşen âyet →
37
أَهُمۡ خَيۡرٌ أَمۡ قَوۡمُ تُبَّعٖ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ أَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ مُجۡرِمِينَ
ehüm ḫayrun em ḳavmü tübbe`iv velleẕîne min ḳablihim. ehleknâhüm. innehüm kânû mücrimîn.
Onlar mı hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu-günahkardı.
Duhân 37 (44.37) · 6 benzeşen âyet →
38
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا لَٰعِبِينَ
vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ lâ`ibîn.
Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye yaratmadık.
Duhân 38 (44.38) · 9 benzeşen âyet →
39
مَا خَلَقۡنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
mâ ḫalaḳnâhümâ illâ bilḥaḳḳi velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.
Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
Duhân 39 (44.39) · 35 benzeşen âyet →
40
إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ مِيقَٰتُهُمۡ أَجۡمَعِينَ
inne yevme-lfaṣli mîḳâtühüm ecme`în.
Şüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma günü, hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir.
Duhân 40 (44.40) · 20 benzeşen âyet →
41
يَوۡمَ لَا يُغۡنِي مَوۡلًى عَن مَّوۡلٗى شَيۡـٔٗا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
yevme lâ yugnî mevlen `am mevlen şey'ev velâ hüm yünṣarûn.
O gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez.
Duhân 41 (44.41) · 47 benzeşen âyet →
42
إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
illâ mer raḥime-llâh. innehû hüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ancak Allah'ın rahmet ettiği başka. Şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, esirgeyendir.
Duhân 42 (44.42) · 7 benzeşen âyet →
43
إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ
inne şecerate-zzeḳḳûm.
Doğrusu, o zakkum ağacı;
Duhân 43 (44.43) · 7 benzeşen âyet →
44
طَعَامُ ٱلۡأَثِيمِ
ṭa`âmü-l'eŝîm.
Günahkar olanın yemeğidir.
Duhân 44 (44.44) · 14 benzeşen âyet →
45
كَٱلۡمُهۡلِ يَغۡلِي فِي ٱلۡبُطُونِ
kelmühl. yaglî fi-lbüṭûn.
Pota gibi; karınlarda kaynar-durur;
Duhân 45 (44.45) · 12 benzeşen âyet →
46
كَغَلۡيِ ٱلۡحَمِيمِ
kegalyi-lḥamîm.
Kaynar-suyun kaynaması gibi.
Duhân 46 (44.46) · 9 benzeşen âyet →
47
خُذُوهُ فَٱعۡتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ
ḫuẕûhü fa`tilûhü ilâ sevâi-lceḥîm.
"Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin."
Duhân 47 (44.47) · 22 benzeşen âyet →
48
ثُمَّ صُبُّواْ فَوۡقَ رَأۡسِهِۦ مِنۡ عَذَابِ ٱلۡحَمِيمِ
ŝümme ṣubbû fevḳa ra'sihî min `aẕâbi-lḥamîm.
"Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün;"
Duhân 48 (44.48) · 20 benzeşen âyet →
49
ذُقۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡكَرِيمُ
ẕuḳ. inneke ente-l`azîzü-lkerîm.
"(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun."
Duhân 49 (44.49) · 6 benzeşen âyet →
50
إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمۡتَرُونَ
inne hâẕâ mâ küntüm bihî temterûn.
"Gerçekten bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir."
Duhân 50 (44.50) · 12 benzeşen âyet →
51
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٖ
inne-lmütteḳîne fî meḳâmin emîn.
Muttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar.
Duhân 51 (44.51) · 15 benzeşen âyet →
52
فِي جَنَّـٰتٖ وَعُيُونٖ
fî cennâtiv ve`uyûn.
Cennetlerde ve pınarlarda,
Duhân 52 (44.52) · 9 benzeşen âyet →
53
يَلۡبَسُونَ مِن سُندُسٖ وَإِسۡتَبۡرَقٖ مُّتَقَٰبِلِينَ
yelbesûne min sündüsiv veistebraḳim müteḳâbilîn.
Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).
Duhân 53 (44.53) · 9 benzeşen âyet →
54
كَذَٰلِكَ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينٖ
keẕâlik. vezevvecnâhüm biḥûrin `în.
İşte böyle; ve Biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Duhân 54 (44.54) · 17 benzeşen âyet →
55
يَدۡعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ
yed`ûne fîhâ bikülli fâkihetin âminîn.
Orda, güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar;
Duhân 55 (44.55) · 24 benzeşen âyet →
56
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلۡمَوۡتَ إِلَّا ٱلۡمَوۡتَةَ ٱلۡأُولَىٰۖ وَوَقَىٰهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ
lâ yeẕûḳûne fîhe-lmevte ille-lmevtete-l'ûlâ. veveḳâhüm `aẕâbe-lceḥîm.
Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur.
Duhân 56 (44.56) · 10 benzeşen âyet →
57
فَضۡلٗا مِّن رَّبِّكَۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ
faḍlem mir rabbik. ẕâlike hüve-lfevzü-l`ażîm.
Senin Rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur.
Duhân 57 (44.57) · 18 benzeşen âyet →
58
فَإِنَّمَا يَسَّرۡنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
feinnemâ yessernâhü bilisânike le`allehüm yeteẕekkerûn.
Belki onlar öğüt alıp-düşünürler diye, Biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.
Duhân 58 (44.58) · 19 benzeşen âyet →
59
فَٱرۡتَقِبۡ إِنَّهُم مُّرۡتَقِبُونَ
ferteḳib innehüm mürteḳibûn.
Öyleyse sen gözleyip-bekle; elbette onlar da gözleyip-bekliyorlar.
Duhân 59 (44.59) · 18 benzeşen âyet →