Şuarâ Sûresi
26. sûre · 227 âyet · 2.969 benzeşen âyet · Mekkî · nüzul sırası 47
2
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ
tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.
Bunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir.
Şuarâ 2 (26.2) · 41 benzeşen âyet →
3
لَعَلَّكَ بَٰخِعٞ نَّفۡسَكَ أَلَّا يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ
le`alleke bâḫi`un nefseke ellâ yekûnû mü'minîn.
Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)
Şuarâ 3 (26.3) · 34 benzeşen âyet →
4
إِن نَّشَأۡ نُنَزِّلۡ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةٗ فَظَلَّتۡ أَعۡنَٰقُهُمۡ لَهَا خَٰضِعِينَ
in neşe' nünezzil `aleyhim mine-ssemâi âyeten feżallet a`nâḳuhüm lehâ ḫâḍi`în.
Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir.
Şuarâ 4 (26.4) · 20 benzeşen âyet →
5
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن ذِكۡرٖ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ مُحۡدَثٍ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهُ مُعۡرِضِينَ
vemâ ye'tîhim min ẕikrim mine-rraḥmâni muḥdeŝin illâ kânû `anhü mü`riḍîn.
Onlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.
Şuarâ 5 (26.5) · 30 benzeşen âyet →
6
فَقَدۡ كَذَّبُواْ فَسَيَأۡتِيهِمۡ أَنۢبَـٰٓؤُاْ مَا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
feḳad keẕẕebû feseye'tîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.
Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.
Şuarâ 6 (26.6) · 11 benzeşen âyet →
7
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَمۡ أَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجٖ كَرِيمٍ
evelem yerav ile-l'arḍi kem embetnâ fîhâ min külli zevcin kerîm.
Yeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik.
Şuarâ 7 (26.7) · 51 benzeşen âyet →
8
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Şüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler.
Şuarâ 8 (26.8) · 14 benzeşen âyet →
9
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir.
Şuarâ 9 (26.9) · 12 benzeşen âyet →
10
وَإِذۡ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئۡتِ ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ
veiẕ nâdâ rabbüke mûsâ eni-'ti-lḳavme-żżâlimîn.
Hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git;"
Şuarâ 10 (26.10) · 7 benzeşen âyet →
11
قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَۚ أَلَا يَتَّقُونَ
ḳavme fir`avn. elâ yetteḳûn.
Firavun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı?"
Şuarâ 11 (26.11) · 26 benzeşen âyet →
12
قَالَ رَبِّ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
ḳâle rabbi innî eḫâfü ey yükeẕẕibûn.
Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."
Şuarâ 12 (26.12) · 14 benzeşen âyet →
13
وَيَضِيقُ صَدۡرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرۡسِلۡ إِلَىٰ هَٰرُونَ
veyeḍîḳu ṣadrî velâ yenṭaliḳu lisânî feersil ilâ hârûn.
"Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder."
Şuarâ 13 (26.13) · 25 benzeşen âyet →
14
وَلَهُمۡ عَلَيَّ ذَنۢبٞ فَأَخَافُ أَن يَقۡتُلُونِ
velehüm `aleyye ẕembün feeḫâfü ey yaḳtülûn.
"Üstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum."
Şuarâ 14 (26.14) · 1 benzeşen âyet →
15
قَالَ كَلَّاۖ فَٱذۡهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسۡتَمِعُونَ
ḳâle kellâ. feẕhebâ biâyâtinâ innâ me`aküm müstemi`ûn.
(Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz."
Şuarâ 15 (26.15) · 21 benzeşen âyet →
16
فَأۡتِيَا فِرۡعَوۡنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
fe'tiyâ fir`avne feḳûlâ innâ rasûlü rabbi-l`âlemîn.
"Gecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz,"
Şuarâ 16 (26.16) · 5 benzeşen âyet →
17
أَنۡ أَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَـٰٓءِيلَ
en ersil me`anâ benî isrâîl.
"İsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)."
Şuarâ 17 (26.17) · 4 benzeşen âyet →
18
قَالَ أَلَمۡ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدٗا وَلَبِثۡتَ فِينَا مِنۡ عُمُرِكَ سِنِينَ
ḳâle elem nürabbike fînâ velîdev velebiŝte fînâ min `umürike sinîn.
(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?"
Şuarâ 18 (26.18) · 3 benzeşen âyet →
19
وَفَعَلۡتَ فَعۡلَتَكَ ٱلَّتِي فَعَلۡتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
vefe`alte fa`leteke-lletî fe`alte veente mine-lkâfirîn.
"Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin."
Şuarâ 19 (26.19) · 4 benzeşen âyet →
20
قَالَ فَعَلۡتُهَآ إِذٗا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
ḳâle fe`altühâ iẕev veenâ mine-ḍḍâllîn.
(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım."
Şuarâ 20 (26.20) · 10 benzeşen âyet →
21
فَفَرَرۡتُ مِنكُمۡ لَمَّا خِفۡتُكُمۡ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكۡمٗا وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
feferartü minküm lemmâ ḫiftüküm fevehebe lî rabbî ḥukmev vece`alenî mine-lmürselîn.
"Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı."
Şuarâ 21 (26.21) · 16 benzeşen âyet →
22
وَتِلۡكَ نِعۡمَةٞ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنۡ عَبَّدتَّ بَنِيٓ إِسۡرَـٰٓءِيلَ
vetilke ni`metün temünnühâ `aleyye en `abbette benî isrâîl.
"Bana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır."
Şuarâ 22 (26.22) · 13 benzeşen âyet →
23
قَالَ فِرۡعَوۡنُ وَمَا رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
ḳâle fir`avnü vemâ rabbü-l`âlemîn.
Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir?"
Şuarâ 23 (26.23) · 8 benzeşen âyet →
24
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
ḳâle rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.
Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)."
Şuarâ 24 (26.24) · 12 benzeşen âyet →
25
قَالَ لِمَنۡ حَوۡلَهُۥٓ أَلَا تَسۡتَمِعُونَ
ḳâle limen ḥavlehû elâ testemi`ûn.
Çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz?"
Şuarâ 25 (26.25) · 6 benzeşen âyet →
26
قَالَ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ
ḳâle rabbüküm verabbü âbâikümü-l'evvelîn.
(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir."
Şuarâ 26 (26.26) · 13 benzeşen âyet →
27
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِيٓ أُرۡسِلَ إِلَيۡكُمۡ لَمَجۡنُونٞ
ḳâle inne rasûlekümü-lleẕî ürsile ileyküm lemecnûn.
(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir."
Şuarâ 27 (26.27) · 12 benzeşen âyet →
28
قَالَ رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُمۡ تَعۡقِلُونَ
ḳâle rabbü-lmeşriḳi velmagribi vemâ beynehümâ. in küntüm ta`ḳilûn.
"Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa).
Şuarâ 28 (26.28) · 7 benzeşen âyet →
29
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذۡتَ إِلَٰهًا غَيۡرِي لَأَجۡعَلَنَّكَ مِنَ ٱلۡمَسۡجُونِينَ
ḳâle leini-tteḫaẕte ilâhen gayrî leec`alenneke mine-lmescûnîn.
(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım."
Şuarâ 29 (26.29) · 4 benzeşen âyet →
30
قَالَ أَوَلَوۡ جِئۡتُكَ بِشَيۡءٖ مُّبِينٖ
ḳâle evelev ci'tüke bişey'im mübîn.
(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"
Şuarâ 30 (26.30) · 7 benzeşen âyet →
31
قَالَ فَأۡتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ
ḳâle fe'ti bihî in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir."
Şuarâ 31 (26.31) · 3 benzeşen âyet →
32
فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعۡبَانٞ مُّبِينٞ
feelḳâ `aṣâhü feiẕâ hiye ŝü`bânüm mübîn.
Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi.
Şuarâ 32 (26.32) · 5 benzeşen âyet →
33
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِيَ بَيۡضَآءُ لِلنَّـٰظِرِينَ
veneza`a yedehû feiẕâ hiye beyḍâü linnâżirîn.
Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'.
Şuarâ 33 (26.33) · 4 benzeşen âyet →
34
قَالَ لِلۡمَلَإِ حَوۡلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٞ
ḳâle lilmelei ḥavlehû inne hâẕâ lesâḥirun `alîm.
(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür."
Şuarâ 34 (26.34) · 9 benzeşen âyet →
35
يُرِيدُ أَن يُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِۦ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ
yürîdü ey yuḫriceküm min arḍiküm bisiḥrih. femâẕâ te'mürûn.
"Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?"
Şuarâ 35 (26.35) · 3 benzeşen âyet →
36
قَالُوٓاْ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَٱبۡعَثۡ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
ḳâlû ercih veeḫâhü veb`aŝ fi-lmedâini ḥâşirîn.
Dediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder,"
Şuarâ 36 (26.36) · 1 benzeşen âyet →
37
يَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٖ
ye'tûke bikülli seḥḥârin `alîm.
"Bütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler."
Şuarâ 37 (26.37) · 2 benzeşen âyet →
38
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوۡمٖ مَّعۡلُومٖ
fecümi`a-sseḥaratü limîḳâti yevmim ma`lûm.
Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi.
Şuarâ 38 (26.38) · 5 benzeşen âyet →
39
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلۡ أَنتُم مُّجۡتَمِعُونَ
veḳîle linnâsi hel entüm müctemi`ûn.
Ve insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi."
Şuarâ 39 (26.39) · 1 benzeşen âyet →
40
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُواْ هُمُ ٱلۡغَٰلِبِينَ
le`allenâ nettebi`u-sseḥarate in kânû hümü-lgâlibîn.
"Umarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız."
Şuarâ 40 (26.40) · 5 benzeşen âyet →
41
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُواْ لِفِرۡعَوۡنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجۡرًا إِن كُنَّا نَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبِينَ
felemmâ câe-sseḥaratü ḳâlû lifir`avne einne lenâ leecran in künnâ naḥnü-lgâlibîn.
Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler.
Şuarâ 41 (26.41) · 1 benzeşen âyet →
42
قَالَ نَعَمۡ وَإِنَّكُمۡ إِذٗا لَّمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ
ḳâle ne`am veinneküm iẕel lemine-lmüḳarrabîn.
"Evet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız."
Şuarâ 42 (26.42) · 2 benzeşen âyet →
43
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلۡقُواْ مَآ أَنتُم مُّلۡقُونَ
ḳâle lehüm mûsâ elḳû mâ entüm mülḳûn.
Musa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın."
Şuarâ 43 (26.43) · 5 benzeşen âyet →
44
فَأَلۡقَوۡاْ حِبَالَهُمۡ وَعِصِيَّهُمۡ وَقَالُواْ بِعِزَّةِ فِرۡعَوۡنَ إِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبُونَ
feelḳav ḥibâlehüm ve`iṣiyyehüm veḳâlû bi`izzeti fir`avne innâ lenaḥnü-lgâlibûn.
Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler.
Şuarâ 44 (26.44) · 9 benzeşen âyet →
45
فَأَلۡقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَ
feelḳâ mûsâ `aṣâhü feiẕâ hiye telḳafü mâ ye'fikûn.
Böylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor.
Şuarâ 45 (26.45) · 3 benzeşen âyet →
46
فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ
feülḳiye-sseḥaratü sâcidîn.
Anında büyücüler secdeye kapandılar.
Şuarâ 46 (26.46) · 7 benzeşen âyet →
47
قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
ḳâlû âmennâ birabbi-l`âlemîn.
(Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler.
Şuarâ 47 (26.47) · 13 benzeşen âyet →
48
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
rabbi mûsâ vehârûn.
"Musa'nın ve Harun'un Rabbine."
Şuarâ 48 (26.48) · 2 benzeşen âyet →
49
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَ فَلَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفٖ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ أَجۡمَعِينَ
ḳâle âmentüm lehû ḳable en âẕene leküm. innehû lekebîrukümü-lleẕî `allemekümü-ssiḥr. felesevfe ta`lemûn. leüḳaṭṭi`anne eydiyeküm veercüleküm min ḫilâfiv veleüṣallibenneküm ecme`în.
(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım."
Şuarâ 49 (26.49) · 6 benzeşen âyet →
50
قَالُواْ لَا ضَيۡرَۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
ḳâlû lâ ḍayr. innâ ilâ rabbinâ münḳalibûn.
"Hiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz."
Şuarâ 50 (26.50) · 4 benzeşen âyet →
51
إِنَّا نَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
innâ naṭme`u ey yagfira lenâ rabbünâ ḫaṭâyânâ en künnâ evvele-lmü'minîn.
"Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."
Şuarâ 51 (26.51) · 13 benzeşen âyet →
52
۞وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِيٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
veevḥaynâ ilâ mûsâ en esri bi`ibâdî inneküm müttebe`ûn.
Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik.
Şuarâ 52 (26.52) · 3 benzeşen âyet →
53
فَأَرۡسَلَ فِرۡعَوۡنُ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
feersele fir`avnü fi-lmedâini ḥâşirîn.
Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
Şuarâ 53 (26.53) · 2 benzeşen âyet →
54
إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَشِرۡذِمَةٞ قَلِيلُونَ
inne hâülâi leşirẕimetün ḳalîlûn.
"Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur;"
Şuarâ 54 (26.54) · 79 benzeşen âyet →
55
وَإِنَّهُمۡ لَنَا لَغَآئِظُونَ
veinnehüm lenâ legâiżûn.
"Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler."
Şuarâ 55 (26.55) · 9 benzeşen âyet →
56
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ
veinnâ lecemî`un ḥâẕirûn.
'Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi).
Şuarâ 56 (26.56) · 3 benzeşen âyet →
57
فَأَخۡرَجۡنَٰهُم مِّن جَنَّـٰتٖ وَعُيُونٖ
feaḫracnâhüm min cennâtiv ve`uyûn.
Böylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık;
Şuarâ 57 (26.57) · 2 benzeşen âyet →
58
وَكُنُوزٖ وَمَقَامٖ كَرِيمٖ
vekünûziv vemeḳâmin kerîm.
Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da.
Şuarâ 58 (26.58) · 3 benzeşen âyet →
59
كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا بَنِيٓ إِسۡرَـٰٓءِيلَ
keẕâlik. veevraŝnâhâ benî isrâîl.
İşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık.
Şuarâ 59 (26.59) · 8 benzeşen âyet →
60
فَأَتۡبَعُوهُم مُّشۡرِقِينَ
feetbe`ûhüm müşriḳîn.
Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular.
Şuarâ 60 (26.60) · 3 benzeşen âyet →
61
فَلَمَّا تَرَـٰٓءَا ٱلۡجَمۡعَانِ قَالَ أَصۡحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدۡرَكُونَ
felemmâ terâe-lcem`âni ḳâle aṣḥâbü mûsâ innâ lemüdrakûn.
İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler.
Şuarâ 61 (26.61) · 5 benzeşen âyet →
62
قَالَ كَلَّآۖ إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهۡدِينِ
ḳâle kellâ. inne me`iye rabbî seyehdîn.
(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir."
Şuarâ 62 (26.62) · 17 benzeşen âyet →
63
فَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡبَحۡرَۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرۡقٖ كَٱلطَّوۡدِ ٱلۡعَظِيمِ
feevḥaynâ ilâ mûsâ eni-ḍrib bi`aṣâke-lbaḥr. fenfeleḳa fekâne küllü firḳin keṭṭavdi-l`ażîm.
Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.
Şuarâ 63 (26.63) · 2 benzeşen âyet →
64
وَأَزۡلَفۡنَا ثَمَّ ٱلۡأٓخَرِينَ
veezlefnâ ŝemme-l'âḫarîn.
Ötekileri de buraya yaklaştırdık.
Şuarâ 64 (26.64) · 4 benzeşen âyet →
65
وَأَنجَيۡنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ
veenceynâ mûsâ vemem me`ahû ecme`în.
Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk.
Şuarâ 65 (26.65) · 13 benzeşen âyet →
66
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ
ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.
Sonra ötekileri suda boğduk.
Şuarâ 66 (26.66) · 16 benzeşen âyet →
67
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Şuarâ 67 (26.67) · 8 benzeşen âyet →
68
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ve hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Şuarâ 68 (26.68) · 5 benzeşen âyet →
69
وَٱتۡلُ عَلَيۡهِمۡ نَبَأَ إِبۡرَٰهِيمَ
vetlü `aleyhim nebee ibrâhîm.
Onlara İbrahim'in haberini de aktar-oku:
Şuarâ 69 (26.69) · 14 benzeşen âyet →
70
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَا تَعۡبُدُونَ
iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâ ta`büdûn.
Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.
Şuarâ 70 (26.70) · 6 benzeşen âyet →
71
قَالُواْ نَعۡبُدُ أَصۡنَامٗا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ
ḳâlû na`büdü aṣnâmen feneżallü lehâ `âkifîn.
Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz."
Şuarâ 71 (26.71) · 10 benzeşen âyet →
72
قَالَ هَلۡ يَسۡمَعُونَكُمۡ إِذۡ تَدۡعُونَ
ḳâle hel yesme`ûneküm iẕ ted`ûn.
Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"
Şuarâ 72 (26.72) · 6 benzeşen âyet →
73
أَوۡ يَنفَعُونَكُمۡ أَوۡ يَضُرُّونَ
ev yenfe`ûneküm ev yeḍurrûn.
"Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?"
Şuarâ 73 (26.73) · 34 benzeşen âyet →
74
قَالُواْ بَلۡ وَجَدۡنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفۡعَلُونَ
ḳâlû bel vecednâ âbâenâ keẕâlike yef`alûn.
"Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk."
Şuarâ 74 (26.74) · 26 benzeşen âyet →
75
قَالَ أَفَرَءَيۡتُم مَّا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ
ḳâle eferaeytüm mâ küntüm ta`büdûn.
(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?"
Şuarâ 75 (26.75) · 2 benzeşen âyet →
76
أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلۡأَقۡدَمُونَ
entüm veâbâükümü-l'aḳdemûn.
"Hem siz, hem de eski atalarınız?"
Şuarâ 76 (26.76) · 4 benzeşen âyet →
77
فَإِنَّهُمۡ عَدُوّٞ لِّيٓ إِلَّا رَبَّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
feinnehüm `adüvvül lî illâ rabbe-l`âlemîn.
"İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç"
Şuarâ 77 (26.77) · 20 benzeşen âyet →
78
ٱلَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهۡدِينِ
elleẕî ḫaleḳanî fehüve yehdîn.
"Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;"
Şuarâ 78 (26.78) · 30 benzeşen âyet →
79
وَٱلَّذِي هُوَ يُطۡعِمُنِي وَيَسۡقِينِ
velleẕî hüve yuṭ`imünî veyesḳîn.
"Bana yediren ve içiren O'dur;"
Şuarâ 79 (26.79) · 14 benzeşen âyet →
80
وَإِذَا مَرِضۡتُ فَهُوَ يَشۡفِينِ
veiẕâ meriḍtü fehüve yeşfîn.
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;"
Şuarâ 80 (26.80) · 3 benzeşen âyet →
81
وَٱلَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحۡيِينِ
velleẕî yümîtünî ŝümme yuḥyîn.
"Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur,"
Şuarâ 81 (26.81) · 18 benzeşen âyet →
82
وَٱلَّذِيٓ أَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لِي خَطِيٓـَٔتِي يَوۡمَ ٱلدِّينِ
velleẕî aṭme`u ey yagfira lî ḫaṭîetî yevme-ddîn.
"Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;"
Şuarâ 82 (26.82) · 13 benzeşen âyet →
83
رَبِّ هَبۡ لِي حُكۡمٗا وَأَلۡحِقۡنِي بِٱلصَّـٰلِحِينَ
rabbi heb lî ḥukmev veelḥiḳnî biṣṣâliḥîn.
"Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;"
Şuarâ 83 (26.83) · 21 benzeşen âyet →
84
وَٱجۡعَل لِّي لِسَانَ صِدۡقٖ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ
vec`al lî lisâne ṣidḳin fi-l'âḫirîn.
"Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver."
Şuarâ 84 (26.84) · 18 benzeşen âyet →
85
وَٱجۡعَلۡنِي مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
vec`alnî miv veraŝeti cenneti-nne`îm.
"Beni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl,"
Şuarâ 85 (26.85) · 22 benzeşen âyet →
86
وَٱغۡفِرۡ لِأَبِيٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
vagfir liebî innehû kâne mine-ḍḍâllîn.
"Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır."
Şuarâ 86 (26.86) · 19 benzeşen âyet →
87
وَلَا تُخۡزِنِي يَوۡمَ يُبۡعَثُونَ
velâ tuḫzinî yevme yüb`aŝûn.
"Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme,"
Şuarâ 87 (26.87) · 9 benzeşen âyet →
88
يَوۡمَ لَا يَنفَعُ مَالٞ وَلَا بَنُونَ
yevme lâ yenfe`u mâlüv velâ benûn.
'Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde."
Şuarâ 88 (26.88) · 22 benzeşen âyet →
89
إِلَّا مَنۡ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلۡبٖ سَلِيمٖ
illâ men ete-llâhe biḳalbin selîm.
"Ancak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka."
Şuarâ 89 (26.89) · 10 benzeşen âyet →
90
وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِينَ
veüzlifeti-lcennetü lilmütteḳîn.
(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
Şuarâ 90 (26.90) · 11 benzeşen âyet →
91
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِلۡغَاوِينَ
vebürrizeti-lceḥîmü lilgâvîn.
Cehennem de azgınlar için sergilenir.
Şuarâ 91 (26.91) · 13 benzeşen âyet →
92
وَقِيلَ لَهُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ
veḳîle lehüm eyne mâ küntüm ta`büdûn.
Ve onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir;
Şuarâ 92 (26.92) · 19 benzeşen âyet →
93
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلۡ يَنصُرُونَكُمۡ أَوۡ يَنتَصِرُونَ
min dûni-llâh. hel yenṣurûneküm ev yenteṣirûn.
"Allah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu?
Şuarâ 93 (26.93) · 58 benzeşen âyet →
94
فَكُبۡكِبُواْ فِيهَا هُمۡ وَٱلۡغَاوُۥنَ
fekübkibû fîhâ hüm velgâvûn.
Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir.
Şuarâ 94 (26.94) · 16 benzeşen âyet →
95
وَجُنُودُ إِبۡلِيسَ أَجۡمَعُونَ
vecünûdü iblîse ecme`ûn.
Ve İblis'in bütün orduları da.
Şuarâ 95 (26.95) · 15 benzeşen âyet →
96
قَالُواْ وَهُمۡ فِيهَا يَخۡتَصِمُونَ
ḳâlû vehüm fîhâ yaḫteṣimûn.
Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki:
Şuarâ 96 (26.96) · 9 benzeşen âyet →
97
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِي ضَلَٰلٖ مُّبِينٍ
tellâhi in künnâ lefî ḍalâlim mübîn.
"Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz,"
Şuarâ 97 (26.97) · 42 benzeşen âyet →
98
إِذۡ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
iẕ nüsevvîküm birabbi-l`âlemîn.
"Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk.
Şuarâ 98 (26.98) · 8 benzeşen âyet →
99
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلۡمُجۡرِمُونَ
vemâ eḍallenâ ille-lmücrimûn.
"Bizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı."
Şuarâ 99 (26.99) · 50 benzeşen âyet →
100
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ
femâ lenâ min şâfi`în.
"Artık bizim için ne bir şefaatçi var,"
Şuarâ 100 (26.100) · 17 benzeşen âyet →
101
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٖ
velâ ṣadîḳin ḥamîm.
"Ne de candan-yakın bir dost."
Şuarâ 101 (26.101) · 8 benzeşen âyet →
102
فَلَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةٗ فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
felev enne lenâ kerraten fenekûne mine-lmü'minîn.
"Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik."
Şuarâ 102 (26.102) · 35 benzeşen âyet →
103
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Şuarâ 103 (26.103) · 19 benzeşen âyet →
104
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ve şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Şuarâ 104 (26.104) · 5 benzeşen âyet →
105
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ نُوحٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
keẕẕebet ḳavmü nûḥin-lmürselîn.
Nuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
Şuarâ 105 (26.105) · 13 benzeşen âyet →
106
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm nûḥun elâ tetteḳûn.
Hani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Şuarâ 106 (26.106) · 11 benzeşen âyet →
107
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ
innî leküm rasûlün emîn.
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Şuarâ 107 (26.107) · 8 benzeşen âyet →
108
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."
Şuarâ 108 (26.108) · 18 benzeşen âyet →
109
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
Şuarâ 109 (26.109) · 14 benzeşen âyet →
110
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin.
Şuarâ 110 (26.110) · 18 benzeşen âyet →
111
۞قَالُوٓاْ أَنُؤۡمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلۡأَرۡذَلُونَ
ḳâlû enü'minü leke vettebe`ake-l'erẕelûn.
Dediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız?"
Şuarâ 111 (26.111) · 21 benzeşen âyet →
112
قَالَ وَمَا عِلۡمِي بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
ḳâle vemâ `ilmî bimâ kânû ya`melûn.
Dedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur."
Şuarâ 112 (26.112) · 2 benzeşen âyet →
113
إِنۡ حِسَابُهُمۡ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّيۖ لَوۡ تَشۡعُرُونَ
in ḥisâbühüm illâ `alâ rabbî lev teş`urûn.
"Onların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız.)"
Şuarâ 113 (26.113) · 11 benzeşen âyet →
114
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
vemâ ene biṭâridi-lmü'minîn.
"Ve ben mü'min olanları kovacak değilim."
Şuarâ 114 (26.114) · 4 benzeşen âyet →
115
إِنۡ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٞ مُّبِينٞ
in ene illâ neẕîrum mübîn.
"Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım."
Şuarâ 115 (26.115) · 12 benzeşen âyet →
116
قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمَرۡجُومِينَ
ḳâlû leil lem tentehi yâ nûḥu letekûnenne mine-lmercûmîn.
Dediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın."
Şuarâ 116 (26.116) · 20 benzeşen âyet →
117
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوۡمِي كَذَّبُونِ
ḳâle rabbi inne ḳavmî keẕẕebûn.
Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı."
Şuarâ 117 (26.117) · 15 benzeşen âyet →
118
فَٱفۡتَحۡ بَيۡنِي وَبَيۡنَهُمۡ فَتۡحٗا وَنَجِّنِي وَمَن مَّعِيَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
feftaḥ beynî vebeynehüm fetḥav veneccinî vemem me`iye mine-lmü'minîn.
"Bundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar."
Şuarâ 118 (26.118) · 19 benzeşen âyet →
119
فَأَنجَيۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ
feenceynâhü vemem me`ahû fi-lfülki-lmeşḥûn.
Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık.
Şuarâ 119 (26.119) · 9 benzeşen âyet →
120
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا بَعۡدُ ٱلۡبَاقِينَ
ŝümme agraḳnâ ba`dü-lbâḳîn.
Sonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk.
Şuarâ 120 (26.120) · 16 benzeşen âyet →
121
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Şuarâ 121 (26.121) · 14 benzeşen âyet →
122
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ve şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Şuarâ 122 (26.122) · 5 benzeşen âyet →
123
كَذَّبَتۡ عَادٌ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
keẕẕebet `âdün-lmürselîn.
Ad (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı.
Şuarâ 123 (26.123) · 10 benzeşen âyet →
124
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm hûdün elâ tetteḳûn.
Hani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Şuarâ 124 (26.124) · 8 benzeşen âyet →
125
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ
innî leküm rasûlün emîn.
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Şuarâ 125 (26.125) · 5 benzeşen âyet →
126
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."
Şuarâ 126 (26.126) · 17 benzeşen âyet →
127
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
Şuarâ 127 (26.127) · 7 benzeşen âyet →
128
أَتَبۡنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةٗ تَعۡبَثُونَ
etebnûne bikülli rî`in âyeten ta`beŝûn.
"Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz?"
Şuarâ 128 (26.128) · 4 benzeşen âyet →
129
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمۡ تَخۡلُدُونَ
vetetteḫiẕûne meṣâni`a le`alleküm taḫlüdûn.
"Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?"
Şuarâ 129 (26.129) · 10 benzeşen âyet →
130
وَإِذَا بَطَشۡتُم بَطَشۡتُمۡ جَبَّارِينَ
veiẕâ beṭaştüm beṭaştüm cebbârîn.
"Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?"
Şuarâ 130 (26.130) · 15 benzeşen âyet →
131
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."
Şuarâ 131 (26.131) · 19 benzeşen âyet →
132
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِيٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعۡلَمُونَ
vetteḳu-lleẕî emeddeküm bimâ ta`lemûn.
"Bildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının."
Şuarâ 132 (26.132) · 9 benzeşen âyet →
133
أَمَدَّكُم بِأَنۡعَٰمٖ وَبَنِينَ
emeddeküm bien`âmiv vebenîn.
"Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti."
Şuarâ 133 (26.133) · 15 benzeşen âyet →
134
وَجَنَّـٰتٖ وَعُيُونٍ
vecennâtiv ve`uyûn.
"Bahçeler ve pınarlar da."
Şuarâ 134 (26.134) · 3 benzeşen âyet →
135
إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٖ
innî eḫâfü `aleyküm `aẕâbe yevmin `ażîm.
"Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
Şuarâ 135 (26.135) · 13 benzeşen âyet →
136
قَالُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَوَعَظۡتَ أَمۡ لَمۡ تَكُن مِّنَ ٱلۡوَٰعِظِينَ
ḳâlû sevâün `aleynâ eve`ażte em lem teküm mine-lvâ`iżîn.
Dediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da."
Şuarâ 136 (26.136) · 11 benzeşen âyet →
137
إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلۡأَوَّلِينَ
in hâẕâ illâ ḫulüḳu-l'evvelîn.
"Bu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir."
Şuarâ 137 (26.137) · 15 benzeşen âyet →
138
وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ
vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn.
"Ve biz azap görecek de değiliz."
Şuarâ 138 (26.138) · 3 benzeşen âyet →
139
فَكَذَّبُوهُ فَأَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
fekeẕẕebûhü feehleknâhüm. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Böylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Şuarâ 139 (26.139) · 37 benzeşen âyet →
140
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Şuarâ 140 (26.140) · 4 benzeşen âyet →
141
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
keẕẕebet ŝemûdü-lmürselîn.
Semud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı.
Şuarâ 141 (26.141) · 19 benzeşen âyet →
142
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm ṣâliḥun elâ tetteḳûn.
Hani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti.
Şuarâ 142 (26.142) · 8 benzeşen âyet →
143
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ
innî leküm rasûlün emîn.
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Şuarâ 143 (26.143) · 8 benzeşen âyet →
144
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."
Şuarâ 144 (26.144) · 19 benzeşen âyet →
145
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum;
Şuarâ 145 (26.145) · 14 benzeşen âyet →
146
أَتُتۡرَكُونَ فِي مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ
etütrakûne fî mâ hâhünâ âminîn.
"Siz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız?"
Şuarâ 146 (26.146) · 6 benzeşen âyet →
147
فِي جَنَّـٰتٖ وَعُيُونٖ
fî cennâtiv ve`uyûn.
"Bahçelerin, pınarların içinde,"
Şuarâ 147 (26.147) · 1 benzeşen âyet →
148
وَزُرُوعٖ وَنَخۡلٖ طَلۡعُهَا هَضِيمٞ
vezürû`iv venaḫlin ṭal`uhâ heḍîm.
"Ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında?"
Şuarâ 148 (26.148) · 5 benzeşen âyet →
149
وَتَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتٗا فَٰرِهِينَ
vetenḥitûne mine-lcibâli büyûten fârihîn.
"Dağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz."
Şuarâ 149 (26.149) · 6 benzeşen âyet →
150
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
Şuarâ 150 (26.150) · 18 benzeşen âyet →
151
وَلَا تُطِيعُوٓاْ أَمۡرَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ
velâ tüṭî`û emra-lmüsrifîn.
"Ve ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin."
Şuarâ 151 (26.151) · 7 benzeşen âyet →
152
ٱلَّذِينَ يُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَ
elleẕîne yüfsidûne fi-l'arḍi velâ yuṣliḥûn.
"Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)."
Şuarâ 152 (26.152) · 17 benzeşen âyet →
153
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ
ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.
Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
Şuarâ 153 (26.153) · 6 benzeşen âyet →
154
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٞ مِّثۡلُنَا فَأۡتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ
mâ ente illâ beşerum miŝlünâ. fe'ti biâyetin in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
"Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim."
Şuarâ 154 (26.154) · 20 benzeşen âyet →
155
قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٞ لَّهَا شِرۡبٞ وَلَكُمۡ شِرۡبُ يَوۡمٖ مَّعۡلُومٖ
ḳâle hâẕihî nâḳatül lehâ şirbüv veleküm şirbü yevmim ma`lûm.
Dedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir."
Şuarâ 155 (26.155) · 6 benzeşen âyet →
156
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٖ فَيَأۡخُذَكُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَظِيمٖ
velâ temessûhâ bisûin feye'ḫuẕeküm `aẕâbü yevmin `ażîm.
"Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.
Şuarâ 156 (26.156) · 6 benzeşen âyet →
157
فَعَقَرُوهَا فَأَصۡبَحُواْ نَٰدِمِينَ
fe`aḳarûhâ feaṣbeḥû nâdimîn.
"Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular."
Şuarâ 157 (26.157) · 7 benzeşen âyet →
158
فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
feeḫaẕehümü-l`aẕâb. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Böylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Şuarâ 158 (26.158) · 14 benzeşen âyet →
159
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Şuarâ 159 (26.159) · 4 benzeşen âyet →
160
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
keẕẕebet ḳavmü lûṭini-lmürselîn.
Lut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı.
Şuarâ 160 (26.160) · 9 benzeşen âyet →
161
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm lûṭun elâ tetteḳûn.
Hani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Şuarâ 161 (26.161) · 6 benzeşen âyet →
162
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ
innî leküm rasûlün emîn.
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Şuarâ 162 (26.162) · 8 benzeşen âyet →
163
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."
Şuarâ 163 (26.163) · 19 benzeşen âyet →
164
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
Şuarâ 164 (26.164) · 4 benzeşen âyet →
165
أَتَأۡتُونَ ٱلذُّكۡرَانَ مِنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ
ete'tûne-ẕẕükrâne mine-l`âlemîn.
"Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz?
Şuarâ 165 (26.165) · 7 benzeşen âyet →
166
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمۡ رَبُّكُم مِّنۡ أَزۡوَٰجِكُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ عَادُونَ
veteẕerûne mâ ḫaleḳa leküm rabbüküm min ezvâciküm. bel entüm ḳavmün `âdûn.
"Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz."
Şuarâ 166 (26.166) · 15 benzeşen âyet →
167
قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُخۡرَجِينَ
ḳâlû leil lem tentehi yâ lûṭu letekûnenne mine-lmuḫracîn.
Dediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın."
Şuarâ 167 (26.167) · 9 benzeşen âyet →
168
قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلۡقَالِينَ
ḳâle innî li`ameliküm mine-lḳâlîn.
Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım."
Şuarâ 168 (26.168) · 2 benzeşen âyet →
169
رَبِّ نَجِّنِي وَأَهۡلِي مِمَّا يَعۡمَلُونَ
rabbi neccinî veehlî mimmâ ya`melûn.
"Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar."
Şuarâ 169 (26.169) · 2 benzeşen âyet →
170
فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ
fenecceynâhü veehlehû ecme`în.
Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
Şuarâ 170 (26.170) · 11 benzeşen âyet →
171
إِلَّا عَجُوزٗا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَ
illâ `acûzen fi-lgâbirîn.
Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç.
Şuarâ 171 (26.171) · 9 benzeşen âyet →
172
ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ
ŝümme demmerne-l'âḫarîn.
Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
Şuarâ 172 (26.172) · 9 benzeşen âyet →
173
وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرٗاۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِينَ
veemṭarnâ `aleyhim meṭarâ. fesâe meṭaru-lmünẕerîn.
Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü.
Şuarâ 173 (26.173) · 11 benzeşen âyet →
174
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Şuarâ 174 (26.174) · 14 benzeşen âyet →
175
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir.
Şuarâ 175 (26.175) · 5 benzeşen âyet →
176
كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ لۡـَٔيۡكَةِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
keẕẕebe aṣḥâbü-l'eyketi-lmürselîn.
Eyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
Şuarâ 176 (26.176) · 7 benzeşen âyet →
177
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ شُعَيۡبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm şu`aybün elâ tetteḳûn.
Hani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Şuarâ 177 (26.177) · 9 benzeşen âyet →
178
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ
innî leküm rasûlün emîn.
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Şuarâ 178 (26.178) · 8 benzeşen âyet →
179
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."
Şuarâ 179 (26.179) · 20 benzeşen âyet →
180
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
Şuarâ 180 (26.180) · 5 benzeşen âyet →
181
۞أَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُخۡسِرِينَ
evfü-lkeyle velâ tekûnû mine-lmuḫsirîn.
"Ölçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın."
Şuarâ 181 (26.181) · 4 benzeşen âyet →
182
وَزِنُواْ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِ
vezinû bilḳisṭâsi-lmüsteḳîm.
"Dosdoğru olan terazi ile tartın."
Şuarâ 182 (26.182) · 4 benzeşen âyet →
183
وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ
velâ tebḫasü-nnâse eşyâehüm velâ ta`ŝev fi-l'arḍi müfsidîn.
"İnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."
Şuarâ 183 (26.183) · 17 benzeşen âyet →
184
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ وَٱلۡجِبِلَّةَ ٱلۡأَوَّلِينَ
vetteḳu-lleẕî ḫaleḳaküm velcibillete-l'evvelîn.
"Sizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”.
Şuarâ 184 (26.184) · 12 benzeşen âyet →
185
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ
ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.
Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”.
Şuarâ 185 (26.185) · 6 benzeşen âyet →
186
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٞ مِّثۡلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
vemâ ente illâ beşer miŝlünâ vein neżunnüke lemine-lkâẕibîn.
"Sen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz."
Şuarâ 186 (26.186) · 36 benzeşen âyet →
187
فَأَسۡقِطۡ عَلَيۡنَا كِسَفٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ
feesḳiṭ `aleynâ kisefem mine-ssemâi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
"Eğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver."
Şuarâ 187 (26.187) · 22 benzeşen âyet →
188
قَالَ رَبِّيٓ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ
ḳâle rabbî a`lemü bimâ ta`melûn.
Dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir.
Şuarâ 188 (26.188) · 23 benzeşen âyet →
189
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمۡ عَذَابُ يَوۡمِ ٱلظُّلَّةِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٍ
fekeẕẕebûhü feeḫaẕehüm `aẕâbü yevmi-żżulleh. innehû kâne `aẕâbe yevmin `ażîm.
Sonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı.
Şuarâ 189 (26.189) · 39 benzeşen âyet →
190
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Şuarâ 190 (26.190) · 14 benzeşen âyet →
191
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Şuarâ 191 (26.191) · 5 benzeşen âyet →
192
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
veinnehû letenzîlü rabbi-l`âlemîn.
Gerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir.
Şuarâ 192 (26.192) · 36 benzeşen âyet →
193
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلۡأَمِينُ
nezele bihi-rrûḥu-l'emîn.
Onu Ruhu'l-emin indirdi.
Şuarâ 193 (26.193) · 21 benzeşen âyet →
194
عَلَىٰ قَلۡبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُنذِرِينَ
`alâ ḳalbike litekûne mine-lmünẕirîn.
Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).
Şuarâ 194 (26.194) · 10 benzeşen âyet →
195
بِلِسَانٍ عَرَبِيّٖ مُّبِينٖ
bilisânin `arabiyyim mübîn.
Apaçık Arapça bir dille.
Şuarâ 195 (26.195) · 20 benzeşen âyet →
196
وَإِنَّهُۥ لَفِي زُبُرِ ٱلۡأَوَّلِينَ
veinnehû lefî zübüri-l'evvelîn.
Ve hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır.
Şuarâ 196 (26.196) · 22 benzeşen âyet →
197
أَوَلَمۡ يَكُن لَّهُمۡ ءَايَةً أَن يَعۡلَمَهُۥ عُلَمَـٰٓؤُاْ بَنِيٓ إِسۡرَـٰٓءِيلَ
evelem yekül lehüm âyeten ey ya`lemehû `ulemâü benî isrâîl.
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi?
Şuarâ 197 (26.197) · 15 benzeşen âyet →
198
وَلَوۡ نَزَّلۡنَٰهُ عَلَىٰ بَعۡضِ ٱلۡأَعۡجَمِينَ
velev nezzelnâhü `alâ ba`ḍi-l'a`cemîn.
Onu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık.
Şuarâ 198 (26.198) · 3 benzeşen âyet →
199
فَقَرَأَهُۥ عَلَيۡهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ مُؤۡمِنِينَ
feḳara'ehû `aleyhim mâ kânû bihî mü'minîn.
Böylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi.
Şuarâ 199 (26.199) · 36 benzeşen âyet →
200
كَذَٰلِكَ سَلَكۡنَٰهُ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
keẕâlike seleknâhü fî ḳulûbi-lmücrimîn.
Biz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik.
Şuarâ 200 (26.200) · 13 benzeşen âyet →
201
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ
lâ yü'minûne bihî ḥattâ yeravu-l`aẕâbe-l'elîm.
Onlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
Şuarâ 201 (26.201) · 22 benzeşen âyet →
202
فَيَأۡتِيَهُم بَغۡتَةٗ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
feye'tiyehüm bagtetev vehüm lâ yeş`urûn.
Artık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir.
Şuarâ 202 (26.202) · 16 benzeşen âyet →
203
فَيَقُولُواْ هَلۡ نَحۡنُ مُنظَرُونَ
feyeḳûlû hel naḥnü münżarûn.
Derler ki: "Bize bir süre tanınır mı?"
Şuarâ 203 (26.203) · 21 benzeşen âyet →
204
أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ
efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.
Onlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?
Şuarâ 204 (26.204) · 16 benzeşen âyet →
205
أَفَرَءَيۡتَ إِن مَّتَّعۡنَٰهُمۡ سِنِينَ
eferaeyte im metta`nâhüm sinîn.
Gördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak,
Şuarâ 205 (26.205) · 3 benzeşen âyet →
206
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُواْ يُوعَدُونَ
ŝümme câehüm mâ kânû yû`adûn.
Sonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse,
Şuarâ 206 (26.206) · 2 benzeşen âyet →
207
مَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يُمَتَّعُونَ
mâ agnâ `anhüm mâ kânû yümette`ûn.
Onların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz.
Şuarâ 207 (26.207) · 10 benzeşen âyet →
208
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ lehâ münẕirûn.
Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz.
Şuarâ 208 (26.208) · 40 benzeşen âyet →
209
ذِكۡرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
ẕikrâ. vemâ künnâ żâlimîn.
(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz.
Şuarâ 209 (26.209) · 12 benzeşen âyet →
210
وَمَا تَنَزَّلَتۡ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ
vemâ tenezzelet bihi-şşeyâṭîn.
Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir.
Şuarâ 210 (26.210) · 6 benzeşen âyet →
211
وَمَا يَنۢبَغِي لَهُمۡ وَمَا يَسۡتَطِيعُونَ
vemâ yembegî lehüm vemâ yesteṭî`ûn.
Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.
Şuarâ 211 (26.211) · 12 benzeşen âyet →
212
إِنَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّمۡعِ لَمَعۡزُولُونَ
innehüm `ani-ssem`i lema`zûlûn.
Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.
Şuarâ 212 (26.212) · 32 benzeşen âyet →
213
فَلَا تَدۡعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُعَذَّبِينَ
felâ ted`u me`a-llâhi ilâhen âḫara fetekûne mine-lmü`aẕẕebîn.
Allah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.
Şuarâ 213 (26.213) · 24 benzeşen âyet →
214
وَأَنذِرۡ عَشِيرَتَكَ ٱلۡأَقۡرَبِينَ
veenẕir `aşîrateke-l'aḳrabîn.
(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar.
Şuarâ 214 (26.214) · 23 benzeşen âyet →
215
وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
vaḫfiḍ cenâḥake limeni-ttebe`ake mine-lmü'minîn.
Ve mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger.
Şuarâ 215 (26.215) · 16 benzeşen âyet →
216
فَإِنۡ عَصَوۡكَ فَقُلۡ إِنِّي بَرِيٓءٞ مِّمَّا تَعۡمَلُونَ
fein `aṣavke feḳul innî berîüm mimmâ ta`melûn.
Eğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım."
Şuarâ 216 (26.216) · 21 benzeşen âyet →
217
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
vetevekkel `ale-l`azîzi-rraḥîm.
Sen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et.
Şuarâ 217 (26.217) · 25 benzeşen âyet →
218
ٱلَّذِي يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ
elleẕî yerâke ḥîne teḳûm.
O, kıyam ettiğin zaman seni görüyor.
Şuarâ 218 (26.218) · 11 benzeşen âyet →
219
وَتَقَلُّبَكَ فِي ٱلسَّـٰجِدِينَ
veteḳallübeke fi-ssâcidîn.
Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da.
Şuarâ 219 (26.219) · 14 benzeşen âyet →
220
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.
Hiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir.
Şuarâ 220 (26.220) · 20 benzeşen âyet →
221
هَلۡ أُنَبِّئُكُمۡ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ
hel ünebbiüküm `alâ men tenezzelü-şşeyâṭîn.
Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi?
Şuarâ 221 (26.221) · 12 benzeşen âyet →
222
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٖ
tenezzelü `alâ külli effâkin eŝîm.
Onlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler.
Şuarâ 222 (26.222) · 8 benzeşen âyet →
223
يُلۡقُونَ ٱلسَّمۡعَ وَأَكۡثَرُهُمۡ كَٰذِبُونَ
yülḳûne-ssem`a veekŝeruhüm kâẕibûn.
Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.
Şuarâ 223 (26.223) · 34 benzeşen âyet →
224
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلۡغَاوُۥنَ
veşşu`arâü yettebi`uhümü-lgâvûn.
Şairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar.
Şuarâ 224 (26.224) · 4 benzeşen âyet →
225
أَلَمۡ تَرَ أَنَّهُمۡ فِي كُلِّ وَادٖ يَهِيمُونَ
elem tera ennehüm fî külli vâdiy yehîmûn.
Görmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar,
Şuarâ 225 (26.225) · 2 benzeşen âyet →
226
وَأَنَّهُمۡ يَقُولُونَ مَا لَا يَفۡعَلُونَ
veennehüm yeḳûlûne mâ lâ yef`alûn.
Ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar.
Şuarâ 226 (26.226) · 3 benzeşen âyet →
227
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِ وَذَكَرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرٗا وَٱنتَصَرُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُواْۗ وَسَيَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَيَّ مُنقَلَبٖ يَنقَلِبُونَ
ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti veẕekerü-llâhe keŝîrav venteṣarû mim ba`di mâ żulimû. veseya`lemü-lleẕîne żalemû eyye münḳalebiy yenḳalibûn.
Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.
Şuarâ 227 (26.227) · 25 benzeşen âyet →