ayatulkuran
Âyet âyet benzeşen âyetler · Ali Rıza ZARARSIZ tarafından derlenmektedir.

Hicr Sûresi

15. sûre · 99 âyet · 2.507 benzeşen âyet · Mekkî · nüzul sırası 54
1
الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ وَقُرۡءَانٖ مُّبِينٖ
elif-lâm-râ. tilke âyâtü-lkitâbi veḳur'ânim mübîn.
Elif, Lam, Ra. Bunlar, Kitab'ın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir.
Hicr 1 (15.1) · 28 benzeşen âyet →
2
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ كَانُواْ مُسۡلِمِينَ
rubemâ yeveddü-lleẕîne keferû lev kânû müslimîn.
O inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler.
Hicr 2 (15.2) · 62 benzeşen âyet →
3
ذَرۡهُمۡ يَأۡكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلۡهِهِمُ ٱلۡأَمَلُۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ
ẕerhüm ye'külû veyetemette`û veyülhihimü-l'emelü fesevfe ya`lemûn.
Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir.
Hicr 3 (15.3) · 36 benzeşen âyet →
4
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٞ مَّعۡلُومٞ
vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ velehâ kitâbüm ma`lûm.
Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık.
Hicr 4 (15.4) · 12 benzeşen âyet →
5
مَّا تَسۡبِقُ مِنۡ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسۡتَـٔۡخِرُونَ
mâ tesbiḳu min ümmetin ecelehâ vemâ yeste'ḫirûn.
Hiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler.
Hicr 5 (15.5) · 56 benzeşen âyet →
6
وَقَالُواْ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِي نُزِّلَ عَلَيۡهِ ٱلذِّكۡرُ إِنَّكَ لَمَجۡنُونٞ
veḳâlû yâ eyyühe-lleẕî nüzzile `aleyhi-ẕẕikru inneke lemecnûn.
Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler.
Hicr 6 (15.6) · 3 benzeşen âyet →
7
لَّوۡمَا تَأۡتِينَا بِٱلۡمَلَـٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ
lev mâ te'tînâ bilmelâiketi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
"Eğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin?"
Hicr 7 (15.7) · 20 benzeşen âyet →
8
مَا نُنَزِّلُ ٱلۡمَلَـٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَمَا كَانُوٓاْ إِذٗا مُّنظَرِينَ
mâ nünezzilü-lmelâikete illâ bilḥaḳḳi vemâ kânû iẕem münżarîn.
Hak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz.
Hicr 8 (15.8) · 24 benzeşen âyet →
9
إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا ٱلذِّكۡرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
innâ naḥnü nezzelne-ẕẕikra veinnâ lehû leḥâfiżûn.
Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.
Hicr 9 (15.9) · 102 benzeşen âyet →
10
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ فِي شِيَعِ ٱلۡأَوَّلِينَ
veleḳad erselnâ min ḳablike fî şiye`i-l'evvelîn.
Andolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik.
Hicr 10 (15.10) · 26 benzeşen âyet →
11
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
vemâ ye'tîhim mir rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn.
Onlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.
Hicr 11 (15.11) · 7 benzeşen âyet →
12
كَذَٰلِكَ نَسۡلُكُهُۥ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
keẕâlike neslükühû fî ḳulûbi-lmücrimîn.
Böylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız.
Hicr 12 (15.12) · 22 benzeşen âyet →
13
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ وَقَدۡ خَلَتۡ سُنَّةُ ٱلۡأَوَّلِينَ
lâ yü'minûne bihî veḳad ḫalet sünnetü-l'evvelîn.
Onlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir.
Hicr 13 (15.13) · 11 benzeşen âyet →
14
وَلَوۡ فَتَحۡنَا عَلَيۡهِم بَابٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّواْ فِيهِ يَعۡرُجُونَ
velev fetaḥnâ `aleyhim bâbem mine-ssemâi feżallû fîhi ya`rucûn.
Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de,
Hicr 14 (15.14) · 9 benzeşen âyet →
15
لَقَالُوٓاْ إِنَّمَا سُكِّرَتۡ أَبۡصَٰرُنَا بَلۡ نَحۡنُ قَوۡمٞ مَّسۡحُورُونَ
leḳâlû innemâ sükkirat ebṣârunâ bel naḥnü ḳavmüm mesḥûrûn.
Mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir.
Hicr 15 (15.15) · 25 benzeşen âyet →
16
وَلَقَدۡ جَعَلۡنَا فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجٗا وَزَيَّنَّـٰهَا لِلنَّـٰظِرِينَ
veleḳad ce`alnâ fi-ssemâi bürûcev vezeyyennâhâ linnâżirîn.
Andolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik.
Hicr 16 (15.16) · 22 benzeşen âyet →
17
وَحَفِظۡنَٰهَا مِن كُلِّ شَيۡطَٰنٖ رَّجِيمٍ
veḥafiżnâhâ min külli şeyṭânir racîm.
Ve onu her kovulan şeytandan koruduk.
Hicr 17 (15.17) · 5 benzeşen âyet →
18
إِلَّا مَنِ ٱسۡتَرَقَ ٱلسَّمۡعَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابٞ مُّبِينٞ
illâ meni-steraḳa-ssem`a feetbe`ahû şihâbüm mübîn.
Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler.
Hicr 18 (15.18) · 11 benzeşen âyet →
19
وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيۡءٖ مَّوۡزُونٖ
vel'arḍa medednâhâ veelḳaynâ fîhâ ravâsiye veembetnâ fîhâ min külli şey'im mevzûn.
Yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik.
Hicr 19 (15.19) · 3 benzeşen âyet →
20
وَجَعَلۡنَا لَكُمۡ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسۡتُمۡ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ
vece`alnâ leküm fîhâ me`âyişe vemel lestüm lehû birâziḳîn.
Ve orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık.
Hicr 20 (15.20) · 26 benzeşen âyet →
21
وَإِن مِّن شَيۡءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٖ مَّعۡلُومٖ
veim min şey'in illâ `indenâ ḫazâinüh. vemâ nünezzilühû illâ biḳaderim ma`lûm.
Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız'da olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz.
Hicr 21 (15.21) · 66 benzeşen âyet →
22
وَأَرۡسَلۡنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءٗ فَأَسۡقَيۡنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمۡ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ
veerselne-rriyâḥa levâḳiḥa feenzelnâ mine-ssemâi mâen feesḳaynâkümûh. vemâ entüm lehû biḫâzinîn.
Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz.
Hicr 22 (15.22) · 5 benzeşen âyet →
23
وَإِنَّا لَنَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَنَحۡنُ ٱلۡوَٰرِثُونَ
veinnâ lenaḥnü nuḥyî venümîtü venaḥnü-lvâriŝûn.
Şüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz.
Hicr 23 (15.23) · 21 benzeşen âyet →
24
وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَقۡدِمِينَ مِنكُمۡ وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَـٔۡخِرِينَ
veleḳad `alimne-lmüstaḳdimîne minküm veleḳad `alimne-lmüste'ḫirîn.
Andolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir.
Hicr 24 (15.24) · 11 benzeşen âyet →
25
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحۡشُرُهُمۡۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٞ
veinne rabbeke hüve yaḥşüruhüm. innehû ḥakîmün `alîm.
Ve şüphesiz senin Rabbin, O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
Hicr 25 (15.25) · 25 benzeşen âyet →
26
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن صَلۡصَٰلٖ مِّنۡ حَمَإٖ مَّسۡنُونٖ
veleḳad ḫalaḳne-l'insâne min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.
Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
Hicr 26 (15.26) · 3 benzeşen âyet →
27
وَٱلۡجَآنَّ خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
velcânne ḫalaḳnâhü min ḳablü min nâri-ssemûm.
Ve Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık.
Hicr 27 (15.27) · 14 benzeşen âyet →
28
وَإِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّي خَٰلِقُۢ بَشَرٗا مِّن صَلۡصَٰلٖ مِّنۡ حَمَإٖ مَّسۡنُونٖ
veiẕ ḳâle rabbüke lilmelâiketi innî ḫâliḳum beşeram min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.
Hani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım."
Hicr 28 (15.28) · 14 benzeşen âyet →
29
فَإِذَا سَوَّيۡتُهُۥ وَنَفَخۡتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
feiẕâ sevveytühû venefaḫtü fîhi mir rûḥî feḳa`û lehû sâcidîn.
"Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın."
Hicr 29 (15.29) · 17 benzeşen âyet →
30
فَسَجَدَ ٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُ كُلُّهُمۡ أَجۡمَعُونَ
fesecede-lmelâiketü küllühüm ecme`ûn.
Böylece meleklerin tümü, topluca secde etti.
Hicr 30 (15.30) · 3 benzeşen âyet →
31
إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ
illâ iblîs. ebâ ey yekûne me`a-ssâcidîn.
Ancak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı.
Hicr 31 (15.31) · 11 benzeşen âyet →
32
قَالَ يَـٰٓإِبۡلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ
ḳâle yâ iblîsü mâ leke ellâ tekûne me`a-ssâcidîn.
Dedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın?"
Hicr 32 (15.32) · 61 benzeşen âyet →
33
قَالَ لَمۡ أَكُن لِّأَسۡجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقۡتَهُۥ مِن صَلۡصَٰلٖ مِّنۡ حَمَإٖ مَّسۡنُونٖ
ḳâle lem ekül liescüde libeşerin ḫalaḳtehû min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.
Dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim."
Hicr 33 (15.33) · 40 benzeşen âyet →
34
قَالَ فَٱخۡرُجۡ مِنۡهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٞ
ḳâle faḫruc minhâ feinneke racîm.
Dedi ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın."
Hicr 34 (15.34) · 21 benzeşen âyet →
35
وَإِنَّ عَلَيۡكَ ٱللَّعۡنَةَ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلدِّينِ
veinne `aleyke-lla`nete ilâ yevmi-ddîn.
"Ve şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir."
Hicr 35 (15.35) · 54 benzeşen âyet →
36
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ
ḳâle rabbi feenżirnî ilâ yevmi yüb`aŝûn.
Dedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı."
Hicr 36 (15.36) · 9 benzeşen âyet →
37
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ
ḳâle feinneke mine-lmünżarîn.
Dedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın."
Hicr 37 (15.37) · 1 benzeşen âyet →
38
إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡوَقۡتِ ٱلۡمَعۡلُومِ
ilâ yevmi-lvaḳti-lma`lûm.
"Bilinen günün vaktine kadar."
Hicr 38 (15.38) · 7 benzeşen âyet →
39
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغۡوَيۡتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ
ḳâle rabbi bimâ agveytenî leüzeyyinenne lehüm fi-l'arḍi veleugviyennehüm ecme`în.
Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım."
Hicr 39 (15.39) · 19 benzeşen âyet →
40
إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ
illâ `ibâdeke minhümü-lmuḫleṣîn.
"Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna."
Hicr 40 (15.40) · 36 benzeşen âyet →
41
قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَيَّ مُسۡتَقِيمٌ
ḳâle hâẕâ ṣirâṭun `aleyye müsteḳîm.
(Allah) Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur."
Hicr 41 (15.41) · 34 benzeşen âyet →
42
إِنَّ عِبَادِي لَيۡسَ لَكَ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡغَاوِينَ
inne `ibâdî leyse leke `aleyhim sülṭânün illâ meni-ttebe`ake mine-lgâvîn.
"Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur."
Hicr 42 (15.42) · 48 benzeşen âyet →
43
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوۡعِدُهُمۡ أَجۡمَعِينَ
veinne cehenneme lemev`idühüm ecme`în.
"Ve hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir."
Hicr 43 (15.43) · 12 benzeşen âyet →
44
لَهَا سَبۡعَةُ أَبۡوَٰبٖ لِّكُلِّ بَابٖ مِّنۡهُمۡ جُزۡءٞ مَّقۡسُومٌ
lehâ seb`atü ebvâb. likülli bâbim minhüm cüz'üm maḳsûm.
Onun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır.
Hicr 44 (15.44) · 75 benzeşen âyet →
45
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّـٰتٖ وَعُيُونٍ
inne-lmütteḳîne fî cennâtiv ve`uyûn.
Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır.
Hicr 45 (15.45) · 61 benzeşen âyet →
46
ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ
üdḫulûhâ biselâmin âminîn.
Oraya esenlikle ve güvenlikle girin.
Hicr 46 (15.46) · 8 benzeşen âyet →
47
وَنَزَعۡنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنۡ غِلٍّ إِخۡوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٖ مُّتَقَٰبِلِينَ
veneza`nâ mâ fî ṣudûrihim min gillin iḫvânen `alâ sürurim müteḳâbilîn.
Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.
Hicr 47 (15.47) · 16 benzeşen âyet →
48
لَا يَمَسُّهُمۡ فِيهَا نَصَبٞ وَمَا هُم مِّنۡهَا بِمُخۡرَجِينَ
lâ yemessühüm fîhâ neṣabüv vemâ hüm minhâ bimuḫracîn.
Orda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler.
Hicr 48 (15.48) · 23 benzeşen âyet →
49
۞نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
nebbi' `ibâdî ennî ene-lgafûru-rraḥîm.
Haber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim.
Hicr 49 (15.49) · 11 benzeşen âyet →
50
وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ ٱلۡعَذَابُ ٱلۡأَلِيمُ
veenne `aẕâbî hüve-l`aẕâbü-l'elîm.
Ve şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır.
Hicr 50 (15.50) · 47 benzeşen âyet →
51
وَنَبِّئۡهُمۡ عَن ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ
venebbi'hüm `an ḍayfi ibrâhîm.
Onlara İbrahim'in konuklarından haber ver.
Hicr 51 (15.51) · 2 benzeşen âyet →
52
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمٗا قَالَ إِنَّا مِنكُمۡ وَجِلُونَ
iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle innâ minküm vecilûn.
Yanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti.
Hicr 52 (15.52) · 21 benzeşen âyet →
53
قَالُواْ لَا تَوۡجَلۡ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٖ
ḳâlû lâ tevcel innâ nübeşşiruke bigulâmin `alîm.
Dediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz."
Hicr 53 (15.53) · 32 benzeşen âyet →
54
قَالَ أَبَشَّرۡتُمُونِي عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِيَ ٱلۡكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
ḳâle ebeşşertümûnî `alâ em messeniye-lkiberu febime tübeşşirûn.
Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz?"
Hicr 54 (15.54) · 8 benzeşen âyet →
55
قَالُواْ بَشَّرۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلۡقَٰنِطِينَ
ḳâlû beşşernâke bilḥaḳḳi felâ teküm mine-lḳâniṭîn.
Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma."
Hicr 55 (15.55) · 21 benzeşen âyet →
56
قَالَ وَمَن يَقۡنَطُ مِن رَّحۡمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ
ḳâle vemey yaḳneṭu mir raḥmeti rabbihî ille-ḍḍâllûn.
Dedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser?"
Hicr 56 (15.56) · 15 benzeşen âyet →
57
قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ
ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.
Dedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne?"
Hicr 57 (15.57) · 5 benzeşen âyet →
58
قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمٖ مُّجۡرِمِينَ
ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.
Dediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik."
Hicr 58 (15.58) · 63 benzeşen âyet →
59
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمۡ أَجۡمَعِينَ
illâ âle lûṭ. innâ lemüneccûhüm ecme`în.
"Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız."
Hicr 59 (15.59) · 11 benzeşen âyet →
60
إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ قَدَّرۡنَآ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ
ille-mraetehû ḳaddernâ innehâ lemine-lgâbirîn.
"Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır."
Hicr 60 (15.60) · 3 benzeşen âyet →
61
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلُونَ
felemmâ câe âle lûṭini-lmürselûn.
Böylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde,
Hicr 61 (15.61) · 13 benzeşen âyet →
62
قَالَ إِنَّكُمۡ قَوۡمٞ مُّنكَرُونَ
ḳâle inneküm ḳavmüm münkerûn.
(Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz."
Hicr 62 (15.62) · 4 benzeşen âyet →
63
قَالُواْ بَلۡ جِئۡنَٰكَ بِمَا كَانُواْ فِيهِ يَمۡتَرُونَ
ḳâlû bel ci'nâke bimâ kânû fîhi yemterûn.
"Hayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik."
Hicr 63 (15.63) · 28 benzeşen âyet →
64
وَأَتَيۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
veeteynâke bilḥaḳḳi veinnâ leṣâdiḳûn.
"Sana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz."
Hicr 64 (15.64) · 3 benzeşen âyet →
65
فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعٖ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَٱتَّبِعۡ أَدۡبَٰرَهُمۡ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدٞ وَٱمۡضُواْ حَيۡثُ تُؤۡمَرُونَ
feesri biehlike biḳiṭ`im mine-lleyli vettebi` edbârahüm velâ yeltefit minküm eḥadüv vemḍû ḥayŝü tü'merûn.
"Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin."
Hicr 65 (15.65) · 7 benzeşen âyet →
66
وَقَضَيۡنَآ إِلَيۡهِ ذَٰلِكَ ٱلۡأَمۡرَ أَنَّ دَابِرَ هَـٰٓؤُلَآءِ مَقۡطُوعٞ مُّصۡبِحِينَ
veḳaḍaynâ ileyhi ẕâlike-l'emra enne dâbira hâülâi maḳṭû`um muṣbiḥîn.
Ve onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir."
Hicr 66 (15.66) · 12 benzeşen âyet →
67
وَجَآءَ أَهۡلُ ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡتَبۡشِرُونَ
vecâe ehlü-lmedîneti yestebşirûn.
Şehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi.
Hicr 67 (15.67) · 11 benzeşen âyet →
68
قَالَ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ ضَيۡفِي فَلَا تَفۡضَحُونِ
ḳâle inne hâülâi ḍayfî felâ tefḍaḥûn.
(Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi.
Hicr 68 (15.68) · 6 benzeşen âyet →
69
وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُخۡزُونِ
vetteḳu-llâhe velâ tuḫzûn.
"Allah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin."
Hicr 69 (15.69) · 54 benzeşen âyet →
70
قَالُوٓاْ أَوَلَمۡ نَنۡهَكَ عَنِ ٱلۡعَٰلَمِينَ
ḳâlû evelem nenheke `ani-l`âlemîn.
Dediler ki: "Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık?"
Hicr 70 (15.70) · 11 benzeşen âyet →
71
قَالَ هَـٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِيٓ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ
ḳâle hâülâi benâtî in küntüm fâ`ilîn.
Dedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım."
Hicr 71 (15.71) · 5 benzeşen âyet →
72
لَعَمۡرُكَ إِنَّهُمۡ لَفِي سَكۡرَتِهِمۡ يَعۡمَهُونَ
le`amruke innehüm lefî sekratihim ya`mehûn.
Ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler.
Hicr 72 (15.72) · 25 benzeşen âyet →
73
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُشۡرِقِينَ
feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü müşriḳîn.
Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi.
Hicr 73 (15.73) · 25 benzeşen âyet →
74
فَجَعَلۡنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةٗ مِّن سِجِّيلٍ
fece`alnâ `âliyehâ sâfilehâ veemṭarnâ `aleyhim ḥicâratem min siccîl.
Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.
Hicr 74 (15.74) · 12 benzeşen âyet →
75
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٖ لِّلۡمُتَوَسِّمِينَ
inne fî ẕâlike leâyâtil lilmütevessimîn.
Elbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır.
Hicr 75 (15.75) · 13 benzeşen âyet →
76
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٖ مُّقِيمٍ
veinnehâ lebisebîlim müḳîm.
O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır.
Hicr 76 (15.76) · 17 benzeşen âyet →
77
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyetel lilmü'minîn.
Elbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır.
Hicr 77 (15.77) · 15 benzeşen âyet →
78
وَإِن كَانَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ لَظَٰلِمِينَ
vein kâne aṣḥâbü-l'eyketi leżâlimîn.
Eyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi.
Hicr 78 (15.78) · 13 benzeşen âyet →
79
فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٖ مُّبِينٖ
fenteḳamnâ minhüm. veinnehümâ lebiimâmim mübîn.
Bundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir.
Hicr 79 (15.79) · 24 benzeşen âyet →
80
وَلَقَدۡ كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡحِجۡرِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
veleḳad keẕẕebe aṣḥâbü-lḥicri-lmürselîn.
Andolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı.
Hicr 80 (15.80) · 8 benzeşen âyet →
81
وَءَاتَيۡنَٰهُمۡ ءَايَٰتِنَا فَكَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ
veâteynâhüm âyâtinâ fekânû `anhâ mü`riḍîn.
Onlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi.
Hicr 81 (15.81) · 25 benzeşen âyet →
82
وَكَانُواْ يَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ
vekânû yenḥitûne mine-lcibâli büyûten âminîn.
Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.
Hicr 82 (15.82) · 21 benzeşen âyet →
83
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُصۡبِحِينَ
feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü muṣbiḥîn.
Derken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi.
Hicr 83 (15.83) · 22 benzeşen âyet →
84
فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
femâ agnâ `anhüm mâ kânû yeksibûn.
Buna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi.
Hicr 84 (15.84) · 20 benzeşen âyet →
85
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأٓتِيَةٞۖ فَٱصۡفَحِ ٱلصَّفۡحَ ٱلۡجَمِيلَ
vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ illâ bilḥaḳḳi. veinne-ssâ`ate leâtiyetün faṣfeḥi-ṣṣafḥa-lcemîl.
Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran.
Hicr 85 (15.85) · 88 benzeşen âyet →
86
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلۡخَلَّـٰقُ ٱلۡعَلِيمُ
inne rabbeke hüve-lḫallâḳu-l`alîm.
Çünkü Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi'dir.
Hicr 86 (15.86) · 122 benzeşen âyet →
87
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ سَبۡعٗا مِّنَ ٱلۡمَثَانِي وَٱلۡقُرۡءَانَ ٱلۡعَظِيمَ
veleḳad âteynâke seb`am mine-lmeŝânî velḳur'âne-l`ażîm.
Andolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik.
Hicr 87 (15.87) · 13 benzeşen âyet →
88
لَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجٗا مِّنۡهُمۡ وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِلۡمُؤۡمِنِينَ
lâ temüddenne `ayneyke ilâ mâ metta`nâ bihî ezvâcem minhüm velâ taḥzen `aleyhim vaḫfiḍ cenâḥake lilmü'minîn.
Sakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger.
Hicr 88 (15.88) · 60 benzeşen âyet →
89
وَقُلۡ إِنِّيٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلۡمُبِينُ
veḳul innî ene-nneẕîru-lmübîn.
Ve de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım."
Hicr 89 (15.89) · 13 benzeşen âyet →
90
كَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَى ٱلۡمُقۡتَسِمِينَ
kemâ enzelnâ `ale-lmuḳtesimîn.
Parça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi,
Hicr 90 (15.90) · 9 benzeşen âyet →
91
ٱلَّذِينَ جَعَلُواْ ٱلۡقُرۡءَانَ عِضِينَ
elleẕîne ce`alü-lḳur'âne `iḍîn.
Ki onlar Kur'anı parça-parça kıldılar.
Hicr 91 (15.91) · 50 benzeşen âyet →
92
فَوَرَبِّكَ لَنَسۡـَٔلَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ
feverabbike lenes'elennehüm ecme`în.
Rabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız.
Hicr 92 (15.92) · 19 benzeşen âyet →
93
عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
`ammâ kânû ya`melûn.
Yapmakta oldukları şeyleri.
Hicr 93 (15.93) · 35 benzeşen âyet →
94
فَٱصۡدَعۡ بِمَا تُؤۡمَرُ وَأَعۡرِضۡ عَنِ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
faṣda` bimâ tü'meru vea`riḍ `ani-lmüşrikîn.
Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme.
Hicr 94 (15.94) · 57 benzeşen âyet →
95
إِنَّا كَفَيۡنَٰكَ ٱلۡمُسۡتَهۡزِءِينَ
innâ kefeynâke-lmüstehziîn.
Şüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz.
Hicr 95 (15.95) · 27 benzeşen âyet →
96
ٱلَّذِينَ يَجۡعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۚ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ
elleẕîne yec`alûne me`a-llâhi ilâhen âḫar. fesevfe ya`lemûn.
Ki onlar, Allah ile beraber başka İlahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir.
Hicr 96 (15.96) · 58 benzeşen âyet →
97
وَلَقَدۡ نَعۡلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدۡرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
veleḳad na`lemü enneke yeḍîḳu ṣadruke bimâ yeḳûlûn.
Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz.
Hicr 97 (15.97) · 25 benzeşen âyet →
98
فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّـٰجِدِينَ
fesebbiḥ biḥamdi rabbike veküm mine-ssâcidîn.
Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.
Hicr 98 (15.98) · 20 benzeşen âyet →
99
وَٱعۡبُدۡ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأۡتِيَكَ ٱلۡيَقِينُ
va`büd rabbeke ḥattâ ye'tiyeke-lyeḳîn.
Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
Hicr 99 (15.99) · 53 benzeşen âyet →
← İbrâhîmBütün sûrelerNahl →